Pazartesi, Nisan 25, 2016

umuda açılsın kapılar. ..

Umuda açılsın bütün kapılar,  pencereler,
ben hala istanbul'da babamın yanindayim. 
6. Haftaya girdik. Bu haftanın bitiminde doktor, yurutecek babamı. 
Umarım hersey yolunda gider ve babam yürür. 

Kapı ve pencere fotoğraflarını Kolombiya'da çekmiştim. 
Iyi haftalar dileğiyle. 






Pazartesi, Nisan 11, 2016

yaşarken ...

Bildiğiniz üzere,  babamın sağlık sorunları, 
ruh halimi direk etkiliyor.
Bu bır süreç , 
madem ki, yaşanan bu,
Istanbul'a  gitmeden,  Datça da geçirdiğim 15 günde, 
gözüme düşenler neler, zaman hangi seyrinde...


Bahar alametleri,  çayır da, çimen de.






Baharin cicekleri,
isil isil parliyor.





Hatta oyle guzel gunler oldu ki,
denize bile girdim.





Mor salkimlar, evleri guzellestirdi.



Benden  herkese kocaman  sevgiler.
carsamba gununden itibaren istanbul da olacagim.

Cuma, Nisan 01, 2016

2006 -2016 blog hayatında 10 yıl.

Evet tam 10 yıldır hayatımda blogum var. 
10 yıldır,  ömrüme düşenlere tanıklığım ve paylaşımım var.
Yediğimi,  içtiğimi,  gezdiğimi,  gördüğümü....


sevdiğim, beni mutlu eden halleri,
ince detayları, objeleri....


hayatımdan anları, günlük sevinçlerimi, hüzünlerimi,
heyecanlarımı, karamsarlığımı, umudumu....


10 kez yeni bir yıla, yeni beklentilerle girişimi...


çalışma masamda, bilgisayar karşısında,
çektiğim fotoğrafları düzenleyip hazırladım.
bazen uzun aralarla, bazen de,
 her gün yeni bir heyecanla,
baharı, yağmuru, kuşları, maviyi, yeşili....



kısaca biriktirdiklerimi paylaştım.
ve paylaştıkça çoğaldım.

10 yıl önce, bu sayfayı açarken blog hakkında çok az bilgim vardı.
tanıdığım bir kaç arkadaş isimlerinin ingilizce karşılığını sayfa adı yapmıştı.
dünya da en yaygın dil, bir çok kişiye ulaşmak kolay olur dediler.
benim adımın karşılığına en uygun olan,  CHEERFULMOON 'du.
yıllar içinde çok düşündüm değiştirmeyi ama öyle kaldı.
AYŞEN 'den hayata kalan izler.
10. yıla girdiğim bu günler, son derece zor zamanlarımdan,
babamın sağlık sorunları, güç bir hal aldı.
nisan 2016 da isim konusun da bir kampanya hazırlayıp,
değiştirsem mi sorusunu sizlerle paylaşmak istiyordum.
lakin çok başka bir süreçteyim.  bu konu şu an gündemim dışında.

sevgili arkadaşlarım blog vesilesi ile tanıştığım herkese,
kucak dolusu sevgiler gönderiyorum.

01. nisan. 2016
dünya






Pazartesi, Mart 21, 2016

hayatın bambaşka anları...


Geçtiğimiz çarşamba günü,  
Kuş olup Istanbul a uctum.
Babam yine düşüp, bu sefer kalça kemiğini kırdı. 
Beş gündür hastanedeyim. 
Bugün ameliyat oldu.
Dilerim, bundan sonra herşey Yolunda gider. 


Salı, Mart 15, 2016

olan biten...

pazar günü, kahve mi alıp,blog da paylaşacağım fotoğrafları hazırladım.
gelen bahar, umuda mavilik katarken.
''Datça'da olan biten'' başlığı ile aşağıda fotoğrafların altına,
 gönlümden geçenleri yazdım.
akşam yemeğine arkadaşlar gelecekti.yemeği hazırlamak için mutfağa indim.
yemek sonrası sohbet ederken, şöyle bir telefona gözüm kaydı,
instagrama yine kapkara kareler dolmuş.
sekiz yılı aşkın zamandır televizyon seyretmiyorum.
evde de televizyonumuz yok.
hemen internete hepimiz bir koldan girdik.
aman bu saatte orada çocuklar vardır. 
diye diye tanık olduk.
...............
alışmayalım olana bitene.
tek bir söz var artık dilimde,
hep birlikte söylemeliyiz.
A L I Ş M A  - alışma - ALIŞMA 
ve  inadına mavi diyerek pazar günü hazırladığım,
postu paylaşıyorum. 


çok bir şey olduğu yok,
hayat akıp gidiyor,
kendi telaşında.
mavisi aynı mavi, yeşili aynı yeşil,
yağmur az yağıyor, geçen yılki kadar soğuk değil.
ama insanlar çok, geçen yıldan daha kalabalık.


şubat sonu kış yüzme maratonu yapıldı.
hava yüzücülerin şansına güzeldi.
merakla toplanıp yüzenleri seyrettik.


ayıptır söylemesi, döndüğümden beri,
iki, üç kez bende yüzdüm,
rüzgarsız ve güneşli havayı bulduğum zamanlar,
tam öğle vakti, güneş en tepedeyken bi koşu yüzüverdim.
deniz suyu çok soğuk olmuyor.


yağmurun yağdığı günler evde oturup, yağmuru seyrettim.
kitap okumaya devam.


genelde bahçede oturabileceğimiz güzellikte hava,
yağmur yağmadıkça bahçe de oturup,
kitap okuyorum.
ve miss kokular yayılmaya başladı.
portakallar, limonlar, turunçlar çiçekleniyor.


kara kızım düş hanım, bahçede oynayıp duruyor.
keyfi yerinde, merak edip özleyenlere selamı var.


Datça'nın sarı baharı da başladı,
Kıbrıs akasyaları dallarını, sarı ponponlarla doldurdu.


badem çiçekleri kar taneleri gibi savrulup,
yerini çağlalara bıraktı.


pazara çilek geldi, çağlalar toplanmaya başlandı. 


işte böyle hayat kendi akışında giderken,
günler gelip, geçiyor.


Cuma, Mart 11, 2016

bahçe özlemiyle...


azıcık güneşli gün görünce bahçeye seriliverdim.
yağmur yağar elbet ama ben güneşi görünce, yaz sandım.
bir kaç basit düzenleme yaptım.
yağmur her an yağabilir.


çiçekleri budamaya falan başlamadım daha,
bir örtü, iki minder biraz süs.
kediler o kadar çok kirletiyorlar ki,
sık sık örtü değiştiriyorum.
aman iyi ki, de kirletiyorlar,
her değişim de, yeni bir köşe oluyor.
bahçe duvarı tamamlanınca her yere, az su ile yaşayan,
kaktüsgiller den, çiçeklerle dolduracağım bahçeyi,
yaz kış yeşil olsun diye.


el yapımı bu kase, en çok bahçeye yakışıyor,
evin içine de , götürüp fotoğraf çekeyim,
bakalım orada nasıl duracak.
bir iş daha çıktı bana, ileri ki, günlerde yapacak.


deniz kıyısından toplananlar,
ev süsleme de çok işe yarıyor.


bahçeden  sevgiler.
hafta sonunuz güzel geçsin.


Perşembe, Mart 10, 2016

anacığımla pide yaptık...

 İstanbul'da kaldığım sürede,
yeni birşey öğrendim.


ne kadar kolaymış,
hamuru çok basit,
bir su bardağı un, bir tatlı kaşığı toz maya, biraz tuz, azıcık şeker, su,
yoğurup, buzdolabında bir saat dinlendirdik.
o sırada, soğan, kıyma, kara biber, kırmızı biber ekleyip,
kıymalı harç hazırladık.


hamuru açarken biraz oval açmak işin püf noktası,
o zaman kenarları kapamak çok kolay oluyor.
alttan ısıtılmış fırında pişirdik.


her anne evinde bulunan,
evlat ve torun köşesinde,
çay eşliğinde afiyetle yedik. 


Salı, Mart 08, 2016

İstanbul'dan gözüme takılıp, objektife düşenler..


İstanbul'da on beş gün kaldım.
zamanın çoğunu anne ve babamla geçirdim.
bu yaz yaşadığı rahatsızlıktan sonra,
babam ciddi unutkanlıklar yaşıyor.
anneciğim onunla daha fazla ilgilenmek durumunda.
onlarla geçirdiğim her an kıymetli. 


fırsat bulduğumda, 
hem arkadaşlarımı gördüm, hem de İstanbul'da sevdiğim semtleri.
bunların başında Samatya gelir.
artık, asla bildiğim İstanbul'a benzemeyen bu şehirde,
hala eskisi gibi kalan semtlerdendir.
Samatya meydan da sabah kahvesi ile başlayıp.
balığından, midyesine lezzetlerini tattım. 


zararlıdır,yeterince hijyen değildir hepsini bilirim de,
vazgeçemem.


bu ikili, bütün gün,  Samatya meydanı dolaşıp durdu.


Bakırköy sahilde, sabahları yürüdüm.
genelde, gri ve pusluydu hava.
balonlar renk oldu.




marmaray tecrübesi de yaşadım.
 yenikapı istasyonun da,
 kazıda bulunanların sergilendiği alandan bir kare.
batık tekne ve içinden çıkanlar.




bir gece çok uzun zamandır görmediğim,
arkadaşlarımla Balat da buluştuk.
karşıdan gece gördüğüm Galata kulesini,
ertesi gün yakından görmeye de gittim.


kule dibinde çay içtim.