1 Ocak 2012 Pazar


01.01.12

Yeni yılın ilk yazısına bir itirafla baÅŸlamalıyım . Geçen yıl blogumu çok ihmal ettim… Bu blogu okuduÄŸunu bildiÄŸim dostlarımdan özür diliyorum.

Bu ihmalin nedenleri arasında öncelikle tembelliÄŸim geliyor elbet. Bir de bu ülkede yaÅŸanan olaylar… YaÅŸanan olaylara iliÅŸkin siyasi iktidarın, sözüm ona parlamenter muhalefetin düzeysiz tartışmaları… İnsanların dini inançlarını ticaret ve siyasete malzeme olarak kullanan cemaat ve tarikatların ülkedeki etkinlikleri… Bu cemaat ve tarikatların denetiminde yalakalığın sınırlarını zorlayan yandaÅŸ medyanın, yargının, üniversitelerin teslimiyetçi tavırları… Cemaat faÅŸizminin bitmeyen operasyonları ve davalarına karşı duyarsız insanların seçimlerdeki tercihini inadına bu olumsuzlukları sürdürmekten yana kullanmaları… Bendeki yazı yazma isteÄŸini yok etti. Bu koÅŸullarda yazı yazmak içimden gelmiyor.

Geçen yıl ki yeni yıl yazıma “ YENİ YIL VE YENİ UMUTLAR “ baÅŸlığını uygun görmüşüm. Geçen yıl ki ilk yazımda umut olarak gördüğüm ve hazırlıklarına bir yıl önceden baÅŸladığım Hindistan-Nepal-Sri Lanka gezisiydi. Bu geziyi 16 Eylül – 30 Ekim tarihleri arasında tam da planladığımız gibi hiçbir aksilik olmadan gerçekleÅŸtirdik. Onun için geçen yıl umutlarım gerçekleÅŸti…

45 gün süren bu gezimde yeni ülkeler, yeni kentler, yeni insanlar tanıdım. Bol bol fotoÄŸraf çektim. Bu gezim sırasında ülkemdeki yukarda saydığım olumsuzluklardan mümkün olduÄŸunca uzak kaldım. Ama tümüyle kaçıp kurtulmak asla mümkün deÄŸil. Bu gezinin sonunda izlenimlerimi anlatırken ÅŸu deÄŸerlendirmeyi rahatlıkla yapıyorum. Biz bugüne kadar sadece Batı’yı (ABD ve Avrupa) dünya olarak tanımışız. Batı’nın deÄŸerleri, Batı’nın kültürü, Batı’nın yaÅŸam biçimi okullarda, medyada, iÅŸ yaÅŸamında bize öğretilmiÅŸ, benimsetilmiÅŸ, bazen de dayatılmış… Oysa dünya sadece Batı’dan ibaret deÄŸil… Orada, DoÄŸu’da bambaÅŸka bir dünya var. Bizim tanımadığımız, bilmediÄŸimiz DoÄŸu’nun yaÅŸam biçimi, deÄŸerleri, kültürü, inançları Batı’dan çok farklı. Bu gezilerin sonucu olarak ÅŸunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Artık bana DoÄŸu, Batı’dan daha yakın…

Bu gezide Hindistan’ın kuzeyinde Delhi, Jaipur, Agra, Kajuraho, Varanasi kentlerini , güney batısında Kerala ve Goa eyaletlerini ve güney doÄŸusundaki Tamil Nadu eyaletinin Chennai kentini gezdim. Hindistan’ın kuzey komÅŸusu Nepal’i ve güney komÅŸusu Sri Lanka’yı da gezdim, gördüm, fotoÄŸrafladım. Bu üç ülkenin farklı kentlerinde deÄŸiÅŸik izlenimlerim oldu ama bir de ortak izlenimim var. O da bu üç ülkenin inanç ağırlıklı bir toplumsal yapılarının olduÄŸudur. Bölgesel ve kentsel deÄŸiÅŸiklikler dışında OrtadoÄŸu merkezli üç kitaplı-peygamberli dinlerden İslamiyet ve Hıristiyanlık toplam inanç içinde yüzde onların altında. Yahudilik ise eser miktarda. Buna karşılık Hinduizm yüzde yetmiÅŸbeÅŸler düzeyinde. Yüzde sekiz-on civarinda Budizm yaygın. Azınlık düzeyinde Janistler, Sihler, Yezidiler ve diÄŸerleri var. Tapınaklarını ve inananlarını gördükten tanıdıktan sonra din konusundaki düşüncelerimde, yargılarımda deÄŸiÅŸiklikler oldu. Bu çok ayrı bir yazının konusu.

Bu gezide en çok etkilendiÄŸim yer ise hiç kuÅŸkusuz Hindistan’ın Kerala eyaleti oldu. Hindistan gezileri için rehber kitapları ve internetteki web sayfalarını okurken Goa için hep ÅŸu uyarı ile karşılaÅŸtım. “Hindistan Goa deÄŸil. Goa Hindistan deÄŸil.” Kuzey Hindistan’ı gördükten sonra bu saptamanın ne denli doÄŸru olduÄŸunu anlıyorsunuz. Kerala’yı gördükten sonra ise Goa Hindistan deÄŸilse Kerala hiç deÄŸil…

50 yıldan fazla geçen yılın Nisan ayındaki son seçimlere kadar ( bu seçimleri iki sandalye farkla kaybettiler) Hindistan Komünist Partisi (Marksist) tarafından yönetilen Kerala’nın her yerinde kızıl bayraklara, orak-çekiçli duvar yazılarına, Marks-Engels-Lenin’li parti afiÅŸlerine rastladıkça ne kadar farklı bir dünyada olduÄŸunuzu anlıyorsunuz…

Kısacası 11 yılındaki 45 günlük Hindistan, Nepal ve Sri Lanka gezisinden çok sayıda fotoğraf ve değişik anılarla döndüm. Öncelikle en kısa zamanda bu gezi fotoğraflarını blogumda paylaşacağım. Zaman buldukça da anılarımı yazmaya çalışacağım.

Çizerini bilmediÄŸim için adını yazamadığım ama internette görüp çok beÄŸendiÄŸim bu karikatürü –çizerinin emeÄŸine saygı duyarak ve hoÅŸ görüsüne sığınarak) sizinle paylaşıyorum. Yeni yılda; Uyuyanlara, uyutanlara inat uykusuz kalmaya, okumaya, araÅŸtırmaya, gezmeye, görmeye ve düşünmeye devam edenlere selam, sevgi ve saygılarımla.



9 Eylül 2011 Cuma

YENİDEN " NAMESTE HİNDİSTAN ! "



5 Ekim ’09 tarihinde bu blogda yazdığım “ NAMESTE * HİNDİSTAN ! “ baÅŸlıklı yazımda ilk Hindistan yolculuÄŸum öncesi Hindistan hakkındaki düşüncelerimi, Hindistan tutkumun kaynağını yazmıştım…


’09 yılında 15 Ekim – 22 Kasım tarihleri arasında Mumbai ve Goa’yı kapsayan çok keyifli bir Hindistan yolculuÄŸu yapmıştık eÅŸimle. Hatta bu yolculuÄŸun bir bölümünde 24 Eylül ’10 da yitirdiÄŸim can dostum Emin Tanrıyar’la ve arkadaşı Arzu ile de buluÅŸmuÅŸtuk… Emin’le uzun süre yaÅŸamayı düşündüğümüz Hindistan’ın güney batısında Goa’yı tanımış ve Kerela’yı sonraki yıla bırakmıştık…


Hindistan’a ikinci kez “ Nameste ! – Merhaba ! “ dememe sadece bir hafta kaldı. Bu yolculuÄŸumun takvimi ve rotası konusunda kısa bilgiler vermek istiyorum.


Bu kez 09’da eksik kalan Hindistan’ın klasik turu olan Kuzey Hindistan bölgesini (Delhi-Agra-Jaipur-Varanasi) tanıdık bir dost grubuyla gezeceÄŸiz. 16-26 Eylül’deki bu klasik turdan sonra dostlarımız İstanbul’a dönerken biz ailecek (eÅŸim ve kızımla birlikte) Hindistan’ın kuzey komÅŸusu Nepal’e geçeceÄŸiz. Nepal’de Himalaya daÄŸlarının eteklerindeki Katmandu ve Pokhara kentleri ile çevrelerini gezeceÄŸiz.


Nepal’den tekrar Hindistan’a dönüp kızımızı İstanbul’a yolcu ettikten sonra eÅŸim ve ben Hindistan üçgeninin en güney-batı ucundaki Kerala’ya gideceÄŸiz. 11 gün Hindistan’ın bu çok farklı eyaletinde gezindikten sonra Hindistan yarımadasının incisi ya da gözyaşı damlası olarak adlandırılan Kerela’ya çok yakın Sri Lanka’ya geçeceÄŸiz. Yakın zamana kadar Tamil gerillaları ile bir iç savaÅŸ yaÅŸayan bu ülkenin iç kesimlerindeki ünlü Hindu tapınaklarını ve sahillerini görmeye de bir beÅŸ gün ayırdık…


Sri Lanka’dan bu kez Hindistan’ın güney-doÄŸusundaki Chennai bölgesine geçeceÄŸiz. BeÅŸ gün kadar da bu bölgede dolaÅŸtıktan sonra 09’da tanıdığımız Goa’ya da bir nostaljik bir beÅŸ gün ayırdıktan sonra baÅŸladığımız noktaya Yeni Delhi’ye geri döneceÄŸiz. Cumhuriyet Bayramını Yeni Delhi’de geçirdikten sonra 30 Ekim’de yolculuÄŸumuz İstanbul’da son bulacak…


Bu yolculukta Hindistan’ın 3 ayrı bölgesini ( kuzey, güney-batı ve güney-doÄŸu) tanıdığımız gibi Hindistan’ın kuzey ve güneydeki komÅŸu ülkelerini de görmüş olacağız. Bu yorucu geçeceÄŸi belli olan yolculukta hem Hindistan’ın hem de komÅŸu ülkelerinin farklı kültürlerini tanımış olacağız. Ben yine bol bol fotoÄŸraf çekeceÄŸim. FotoÄŸraf makinem için hafıza kartlarımı yedekledim. EÅŸim de gezdiÄŸimiz yerleri video kamerasıyla saptayacak.


Bu yolculuÄŸun Kuzey Hindistan, Kerala ve Goa bölümlerinde sevgili dostum Emin Tanrıyar’ın ruhu da benimle birlikte olacak. Bu nedenle bu yolculuÄŸumu sevgili dostuma adıyorum. Bütün Hindu ve Budist tapınaklarındaki tanrılara ve tanrıçalara ondan selam götüreceÄŸim. YediÄŸim her yemekte , içtiÄŸim her içkide, çektiÄŸim her fotoÄŸraf ta onu anacağım. Bu yolculuk benim için biraz da benim kendime bir iç yolculuÄŸum olacak.


Bu yolculukta Türkiye’nin ve dünyanın sorunlarından zaman zaman uzak kalacağım. Siz dostlarım için en güzel fotoÄŸrafları çekmeye çalışacağım.


Hindistan’ın farklı coÄŸrafyası, tarihi, kültürleri, inançları, tapınakları, tanrıları, tanrıçaları, zenginliÄŸi, yoksulluÄŸu, sahilleri, balıkçıları, renkli ve mutlu dost insanları beni çağırıyor.


Åžimdi Hindistan’a yolculuk zamanıdır…


Esen kalın ! Dostlukla kalın !

16 Ağustos 2011 Salı





17 AÄžUSTOS'U UNUTMAYALIM ! UNUTTURMAYALIM !

17 AĞUSTOS DEPREMİNDE YAŞAMINI YİTİREN TÜM YURTTAŞLARIMIZI SAYGIYLA ANIYORUM.

17 AÄžUSTOS 2000'DE VEFAT EDEN BABAMI VE 6 YIL SONRA 17 AÄžUSTOS 2006'DA VEFAT EDEN

ANAMI DA ÖZLEMLE ANIYORUM.






1 Temmuz 2011 Cuma


SİVAS : KATLİAM SERBEST AMA ANMAK YASAK !

Yarın 2 Temmuz ! Sivas Madımak Katlamı’nın 18.yılı…Bugünkü gazetelerden sadece Cumhuriyet’in ilk sayfasına girebilmiÅŸ, birkaçında bir-iki satırlık yer bulabilmiÅŸ, diÄŸerlerinde yok…




Fazla söze gerek var mı ? İşte balkon demokratı BaÅŸbakanın “ileri demokrasi” ile Türkiye’nin geldiÄŸi nokta bu.

Her 2 Temmuz’da yazdığım yerel gazetede ve bu blogda Sivas’ın Madımak Oteli’nde yakılan insanlarımızı- aydınlarımızı anmaya çalıştım.

Bu yıl 2 Temmuz’da blogumun konukları AZİZ NESİN ve oÄŸlu AHMET NESİN ! Ahmet NESİN’in blogundaki yazıyı sizlerle paylaşırken Sivas’ta yitirdiÄŸimiz canları ve Aziz Nesin'i de bir kez daha saygıyla anıyorum. 2 Temmuz 1993 Sivas’ı unutulmamalı ve unutturulmamalı…

***

MADIMAK OLAYI, SALMAN RÜŞDİ VE AZİZ NESİN…

Her yıl 2 Temmuz yaklaÅŸtığında aynı sorun yaÅŸanıyor, Madımak Katliamı’nın sorumlusunun kim olduÄŸu yazılıp çiziliyor ve dinci çevreler ve yazarlar Aziz Nesin’in Aydınlık Gazetesi’nde Salman Rüşdi’ye ait olan “Åžeytan Ayetleri” kitabını yayınlatmasını tahrik gerekçesi olarak gösteriyor. Ben de inadına bunun böyle olmadığını en az 2 kez yazıp belirli yazarlara gönderdim ama onların iÅŸine gelmediÄŸinden tekrar yazıyorlar.

Böyle yapmalarının önemli bir gerekçesi var, birincisi bilhassa iktidara geldiklerinden ve Ergenekon davasını baÅŸlattıklarından beri sadece Sıvas Madımak Katliamı deÄŸil buna benzer bütün olayların (KahramanmaraÅŸ, Çorum, Kanlı Pazar, 15-16 Haziran) kendileri tarafından deÄŸil de derin devlet tarafından yapıldığını kanıtlamaya çalışıyorlar. Esasında kendilerinin demokrat olduÄŸunu kanıtlamaya çalışmak kimi demokratımsı aydınımtrakları da yanlarına alarak iÅŸlerine geliyor. Yıllardır iÅŸledikleri cinayetleri derin devlete -onu da sadece asker sanarak- yıkmaya çalışıyorlar. Derin devleti de Ergenekon davasıyla beraber kendilerinin keÅŸfettiÄŸini yazıp duruyorlar. Oysa devrimciler derin devleti neredeyse 60 yıldır yazıp çiziyor, Sabahattin Âli’nin katlediliÅŸine kadar konuÅŸuluyor. Artı olarak dincilerin (MSP, Akıncılar ve Hizbullah) ve Turancıların (MHP ve Ülkücüler) derin devletten ciddi bir ÅŸekilde nemalandıklarını da yazdık. Yani kimse “Bu iÅŸleri bize derin devlet yaptırdı, o yüzden biz öldürdük ama masumuz!..” deme hakkına sahip deÄŸildir.

İkinci bir konu daha var, o da Aziz Nesin ve diÄŸer gazeteci yazar arkadaÅŸların (O dönemde 2 aya yakın ben de dahil) DoÄŸu Perinçek’in çıkardığı Aydınlık Gazetesi’nde çalışmadığımız. Aydınlık Gazetesi’ni Aziz Nesin ve arkadaÅŸlarının kurduÄŸu “Onbinler AÅž” almak istedi ve bu toplantılar Aziz Nesin’in evinde yapıldı. O yüzden Aziz Nesin ve Onbinler AÅž’yle beraber kısa dönem Aydınlık Gazetesi’nde çalışanlar bugünkü deyimiyle “Ulusalcı” olduklarından deÄŸil, gazeteyi satın almak istediklerinden orada bulundular. Ama DoÄŸu Perinçek verdiÄŸi sözü tutmadı ve gazeteyi kendi partisinin gazetesi gibi çıkarmaya devam etti. Aziz Nesin’in “Åžeytan Ayetleri” kitabını da yayınlatmak istediÄŸini bildiÄŸinden bundan faydalandı ve gazetede yayınladı. DoÄŸal olarak da Sıvas katliamının nedeni sayıldı ve suç İşçi Partisi ve DoÄŸu Perinçek’e deÄŸil Aziz Nesin’e kaldı. Yani derin devlete bu konuda –bilinçli yada bilinçsiz- yardım eden DoÄŸu Perinçek ve saldıran dinciler oldu.

Konuyu daha net anlamanız için Aziz Nesin’le o tarihlerde TGRT’nin yaptığı söyleÅŸiyi tam olarak veriyorum.

AZİZ NESİN’İN TGRT’DEKİ SÖYLEŞİSİ

TGRT: 4. Pir Sultan Abdal Etkinlikleri’ne geldiniz. Burada konuÅŸmacı olarak konuÅŸtunuz, Kültür Merkezi’nde konuÅŸtunuz. Tabi, ilginç sözler, kendinize özgü ilginç sözler var bunların içinde. “Ben dinsizim.” Åžeklinde ifadelere yer verdiniz. Tabi, bazı insanlarımız, Müslüman camiası bilhassa bundan rahatsızlık duyuyor.

Aziz NESİN: Niye ben mecbur muyum, Müslüman…

TGRT: Yok efendim, ondan deÄŸil tabi.

Aziz NESİN: Böyle birşey var mı, niye rahatsız oluyorlar? Ben Müslümanlardan rahatsız olmuyorum; onlar niye benden rahatsız oluyorlar?

TGRT: Åžuna baÄŸlıyorlar; Salman Rüşdi’nin kitaplarından siz tercüme ediyorsunuz, yazıyorsunuz; Aydınlık Gazetesi’nde çıkıyor, Peygamber efendimizin…

Aziz NESİN: Aydınlık Gazetesi’nde çıkan Salman Rüşdi, bana ait deÄŸildir. Onu da yazdım. Burada bu gazeteyi okursanız, görürsünüz. İki, üç, dört gün önce, Salman Rüşdi’nin ajansına cevap verdim. Bu gazetede çıkan bölümleri ben çevirmedim; zaten kitabı da ben çevirmiyorum, baÅŸkasına çevirttiriyorum. O yazı var, o yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Üç gün veya dört gün oldu. Ben, Müslümanlardan hiçbir zaman rahatsız deÄŸilim; Müslümanlar da alışsınlar, benden rahatsız olmasınlar. Ben Müslüman olmaya mecbur deÄŸilim. Ama Müslümanlara ve dinlere saygım var. Yani, bir insan taÅŸa tapıyorsa, namusluca ve içtenlikle saygım var. Bana ne, kendi sorunudur o. Müslümanlara saygım var; aynı özellikle, daha çok saygım var. Çünkü ben çok Müslüman bir aileden geliyorum. Onun için ben, İslam, İslami hareketten ya da ondan yana deÄŸilim. Bu, benim kendi sorunum. Birisi hakaret ediyorsa, etmesin demem; ya da Hıristiyanlığa ediyorsa, etmesin demem. Cevap verdiniz; cevap, medeni insanlar kendisine yapılan haksızlığa karşı yanıt verir, yani böyledir. Böyle saldırarak, öldürerek, hırlayarak filan deÄŸil, uygar insansa, uygarlığın gereÄŸini yerine getirir.

TGRT: Yalnız, Müslüman camiası Peygamber efendimizin namuslarına, mübarek zevcelerine dil uzatılmasından elbette ki imtina ediyorlar, rahatsız oluyorlar; bu konuda da tabi tahrik oluyorlar.

Aziz NESİN: Olsunlar, cevap verirler; tahrik olunca insan saldırmaz ki, ya da ÅŸey gibi…

TGRT: Bakın, bu Sivas’ta dağıtılan bir belge; bilmem gördünüz mü? Sizinle ilgili bir sürü yazılar var burada.

Aziz NESİN: Olsun, alayım. Ver, altında imzaları var mı?

TGRT: Yok, sadece dağıtmışlar.

Aziz NESİN: Öyle Müslüman olur mu; altına imzasını atar.

TGRT: Yalnız, şurada efendim, sürekli siz Müslüman aileden geldiğinizi ifade ettiniz.

Aziz NESİN: Evet

TGRT: Orada Müslümanlarla ilgili ve ayetlerle iltibas edilmiÅŸ…

Aziz NESİN: Evet

TGRT: Allah yolunda, vesaire ifade ediyorlar.

Aziz NESİN: Evet

TGRT: Tahrik olduklarını ifade ettiklerini söylüyorlar.

Aziz NESİN: Olsunlar, ne yapalım; tahrik olunca insan saldırmaz. Tahrik olunca, herkes tahrik olunca, tahrik derecesine göre tepki gösterir. Medeni insanlar, aydın insanlar da bu tepkiyi yazı ile, konuşarak, bildirerek anlatırlar. Yoksa böyle hart diye saldırmazlar. Adamı öldürmeye kalkmazlar, vurmaya, dövmeye kalkmazlar.

TGRT: Yani, tartışma zemini istiyorsunuz bu konuda.

Aziz NESİN: Elbette istiyoruz. Zaten, Aydınlık Gazetesi’nde bunun tartışma zemini açıldı ve gerçekten Müslüman olanlar, Müslüman aydınlar yanıtlar verdiler; ille kabul etmesi gerekmez. Salman Rüşdi’nin kitabından dolayı, bu böyle bir kitap yazıldığından dolayı, ben memnun deÄŸilim; ama bu kitabın yasaklanmasına karşıyım. Hiçbir kitabın yasaklanması doÄŸru deÄŸildir. Laik Türkiye’de bu hiç olmaz, hiçbir zaman olamaz. Müslümanlar bundan rencide olurlar ve yanıt verirler.

TGRT: Ama, Aydınlık Gazetesi’ni bütün camia okumuyor, herkes okumuyor; herhalde 13 – 14 bin gibi bir tirajı var. Kamuoyuna da deklare ediyorlar her ÅŸeyi ile. Bunu baÅŸka bir tartışma zemininde ayarlayamazsınız. BaÅŸka bir gazeteye veya ben tartışmak istiyorum veya kamuoyuna bu konuda mesajınızı söyleyelim…

Aziz NESİN: 13 bin, 15 bin satıyorsa, bu az bir rakam deÄŸildir. Oraya yanıt verirler, orada konuÅŸurlar veya kitap çıkarırlar veya kendi dergilerinde yayımlarlar. Bakın, ÅŸimdi yalan söylüyorlar. Burada bunlar herhalde Müslüman gazeteler, kesin yalan söylüyorlar; burada yalan dolu, bunlar nasıl Müslüman? Yani, Salman Rüşdi’nin yaptığından daha alçaklık yapıyorlar. Müslüman, benim söylediÄŸim lafları söylüyorlar. Lafa bak; yani “Müslüman Mahallesinde salyangoz satılıyor.” Böyle tahrik ederek, asıl tahrik bunlar. Neyi tahrik ediyorlar? Vursunlar, kırsınlar. Ondan sonra, baÅŸları göklere erecekler. Müslümanlık adına yapılan bu, burada da öyle, burada da öyle.

TGRT: Tabi, Sivas ÅŸu anda kozmopolit bir yer olduÄŸu için, duyarlılık… Şöyle; ÅŸimdi, 1978′de bir hatırası var Sivas’ın, coÅŸkun bir hatırası var, tereddüt ve endiÅŸe içerisinde; haliyle böyle yazılar dökülebiliyor.

Aziz NESİN: Kozmopolit deÄŸil, kozmopolit buna denmez. İstanbul’a kosmopolit denilebilir belki bir ölçüde; ha, mozaik… Mozaik var olsun; her mozaik karşısındakinin inançlarına saygı duymalıdır. Öyle saldırmak yok; öyle ÅŸey gibi, uyuz, kuduz, sırtlan gibi höt diye sen benim…

TGRT: Ama efendim, Salman Rüşdi’nin yazdığı kitapta peygamber efendimizin zevcelerine dil uzatma var. Bunun nasıl tartışma zemini olabilir ki?

Aziz NESİN: Olabilir, olabilir, ben onu onaylamıyorum, tasvip etmiyorum. Ben, yasağa karşıyım. Varsa, delilleri ile karşı gelirsiniz; ya gelirler, delilleri ile karşı gelir, kanıtları ile ortaya koyarlar. Bu adam yalan söylüyor, derler, eğer akıllı bir toplumsa, Türk toplumu bakar, yalanı hangi doğru anlar.

TGRT: Ayetler bu konuda efendim.

Aziz NESİN: Tabi, ayetler var. İki taraf da ayetlerini, kanıtlarını koyarlar. Ben hiçbir peygamberin ailesine, hatta bugün yaşayan insanların ailesine saldırmaktan yana değilim. Böyle bir şey olmaz. Saldırıldı diye yasaklamaktan yana değilim veya saldırıldı diye o adamı öldürmekten de yana değilim.

TGRT: Aman efendim; iktibas etmekle bunu yapmış oluyorsunuz. Yani, bakın peygamberler müminlerin kendi canlarından ileridir. Bunun hanımları da müminlerin analarıdır, diye ifade ediliyor burada.

Aziz NESİN: Ben mümin de değilim, anam da değil benim.

TGRT: Ashaf suresinde öyle ifade ediliyor. Mümin olmayabilirsin, ama tabi bundan Müslümanlar duyarlılık gösterir haliyle.

Aziz NESİN: Duyarlılık, öldürmek değildir arkadaş.

TGRT: Muhakkak, öldürme taraftarı olamaz, öyle bir ÅŸey…

Aziz NESİN: Bitti, yumrukta değildir, vurmakta değildir; tepki göstermeye hakları var, göstersinler.

TGRT: Öyleyse, tartışmak gereği konuyu mütalaa edelim diyorsunuz.

Aziz NESİN: Elbette, ben, ben aslında yasaÄŸa karşıyım. Yoksa Salman Rüşdi’yi seviyorum, bayılıyorum; çok güzel kitap. Bunları da yazdım burada, daha geniÅŸ olarak yazdım. Lütfen okuyun bu gazeteyi.

TGRT: Bir de, Kültür Bakanı da yasakçı başkan oluyor, yasakçı bakan oluyor. Zira, bazı kitapların dağıtılmasında iktibas edilmesine karşı geliyor. Yasakçı, nasıl yasakları kaldıracağım diye geldi.

Aziz NESİN: Ben, Fikri SaÄŸlar’ın avukatı deÄŸilim; bana niye soruyorsun bunu, kendine sor.

TGRT: Evet, ama siz onun düzenlediği kültür etkinliğine katıldınız. Efendim, burada bir çelişki çıkmıyor mu?

Aziz NESİN: Aa, Allah Allah; ben (Namık Kemal) Zeybek’ in zamanında Kültür Bakanlı’ nın şûrasına da katıldım, (Namık Kemal) Zeybek zamanında… Yani, ben avukatıyım onun bir Kültür Bakanı beni çağırıyorsa, bir toplantıya nice olduÄŸu için, bir tane, iki tane deÄŸil.

TGRT: Herkes okumuyor ki bunu.

Aziz NESİN: Burada sizin televizyonunuzu herkes dinliyor mu? Benim alanım o kadar; o kadar yazıyorum, yazabildiÄŸim alan bu. Bu sizin televizyonunuzda bir parça söyledim bu konuyu aslında. Gerçek Müslümanlar, gerçek Hıristiyanlar, neyse, dindar tartışmadan, dindarlar tartışmadan yana olmalıdır, kavgadan, kavgayla bir ÅŸey çıkmaz, sonuç elde edilmez. Aziz NESİN’ ni öldürürler, baÅŸka bir Aziz NESİN çıkar. BaÅŸka Ahmet çıkar, Mehmet çıkar. Çünkü, insanın beyni var, düşünüyor. Düşünce, düşünceye karşı gelinmez; karşı düşünceyle gelinir. Karşı düşünceyle iflas ettirirsin. Mahkûm ettirirsin, ama düşünceyle mahkûm ettirirsin, öldürerek deÄŸil ki!.. Yani ÅŸey, burada ÅŸu gazetelerde yazıyor; hepsi bunların Müslüman, hepsi yalan yazıyor.

TGRT: Söylediklerinizi yazıyor efendim.

Aziz NESİN: Aa, benim söylediklerim bunlar!

TGRT: Yok, onları ben okumadım, incelemedim de. Bakın, mesela HürdoÄŸan Gazetesi’nde söyledikleriniz aynen iktibas etmiÅŸ.

Aziz NESİN: Aynen etmemiÅŸ, ben okudum, siz de okursunuz. Ben aynen söylemedim. Bunlar, hoÅŸgörü içinde yaÅŸamak zorundadırlar. Yoksa birbirini boÄŸazlarlarsa, Türkiye birÅŸeye çıkmaz. Ne düşünce çıkar, ne ilerleme olur; bunların önlenmesinin tek yolu hoÅŸgörüdür ve bu hoÅŸgörüye ÅŸiirlerle Pir Sultan Abdal, kendi zamanına göre, bugün aynı ÅŸeyler geçerli deÄŸildir. Bugün aynı doÄŸrultuda, aynı felsefi doÄŸrultuda baÅŸka insanlar çıkabilir. Aynı ÅŸeyler olmaz ama bu hoÅŸgörüdür. Hatta, bütün tarikatlar bir anlamda hoÅŸgörüdür de. Ama en çok -tarikat olmakla birlikte, hatta bir mezhep olmamakla birlikte- Alevilik bunu en güzel sirkülerden biridir, bir tanesidir; tek bir tanesi deÄŸildir. HoÅŸgörü bu dünyada 20. yy.’da…

TGRT: Aleviliğin Türkiyeleştirildiğini söylüyorsunuz; Pir Sultan Abdal, Türkiyeleştirildi diyorsunuz.

Aziz NESİN: Bana öyle geliyor. Yani, AleviliÄŸin kökünü aramak gerekiyorsa, Åžamanizm’de var; ama daha çok Åžiilik’in TürkiyeleÅŸtirilmiÅŸi var. Yani, uygarlaÅŸtırılmış Åžiilik’le bir bağı kalmamış. Öyle, bir anda kaynaklanmamış olmakla birlikte, Åžiilik’te hiçbir bağı kalmamış. Çünkü Åžiilik’te hiç hoÅŸgörü yok. Halbuki, Alevilik’te hoÅŸgörü var. Aynı ÅŸeyler deÄŸil; bana öyle geliyor. Bu da benim düşüncem; belki de yanlıştır. Bana, kaynak olarak, kaynağını Åžiilik’ten almış gibi geliyor.

TGRT: Bu kadar ne için önem veriyorsunuz efendim?

Aziz NESİN: Neye?

TGRT: Alevilik veya TürkiyeleÅŸtirilmiÅŸ olması halinde…

Aziz NESİN: Çok önemli birÅŸey tabi, yani…

TGRT: Mesela Kur’an-ı Kerim’in tefsirini okudun mu sizler?

Aziz NESİN: Bir kaç tefsiri var yani, hangisini?

TGRT: Mevdûdi, İbn-i…

Aziz NESİN: Onu okumadım, ama birkaç tefsirini okudum. Ee…

TGRT: Birbirini tamamlayıcı özellikleri var.

Aziz NESİN: Birbirini tamamlayıcı, birbirini aksedici de var.

TGRT: Tabii, neÅŸreden hadiseler baÅŸka.

Aziz NESİN: İslam dinini mahveden tefsirler dolu.

TGRT: Åžimdi mesela, Seyyid Kutub’un, Mevdûdi’nin, diÄŸer tefsirlerin deÄŸiÅŸik deÄŸiÅŸik özellikleri var. Günümüze binaen yorumları var. Bunları gözetmenizi…

Aziz NESİN: Ben gözetsem ne olacak? Bakın; birçoğunu, sizden fazla tefsir okumuşumdur.

TGRT: Muhakkak.

Aziz NESİN: Hayır, muhakkak deÄŸil. Belki sizden fazla okumuÅŸumdur. Tefsirleri okudum. Kur’an-ı çok, kaç kez okudum; bundan sonra kendime göre bir yol seçtim. Bu yola… bu yola…

TGRT: EskidiÄŸini söylediniz Kültür Merkezi’nde, eskidiÄŸini…

Aziz NESİN: Hiçbir söz yoktur ki, kimin sözü olursa olsun, bin yıl geçerliliğini korusun.

TGRT: Ama bu, Allah’ü Teala’nın sözü.

Aziz NESİN: Allah’ı Teala, sizin Allah’ı Teala’nız, benim Allah’ı Teala’m yok. Onun için, ben diyorum ki, hiçbir söz nereden gelirse gelsin, deÄŸerini sirkü sürdüremez. Bakalım, ÅŸimdi o ÅŸeyden, bakın, burada bir baÅŸ yazı var. Dün de yazdım; burada da cennet, cehennem üzerine… Bakın, buradaki cehennem üzerine sözler, bugün geçerli midir, Kur’an’dan alınmış ayetler bunlar, bunlar…

TGRT: Baki olay; yani, siz onu sonsuz, ebediyete kadar koruyacağız… BaÅŸka bir tartışma ortamında ben size ifade etmem gerek.

Aziz NESİN: Ben de diyorum ki, felsefi olarak hiç dünya yüzünde, hiçbir söz yoktur ki, deÄŸerini kaybetmesin; en güzel söz, en büyük söz, Mustafa Kemal’in sözü…

TGRT: BeÅŸeri, beÅŸeri sözler muhakkak öyle; ama bu Allah’ü Teala’nın kelamı olduktan sonra deÄŸiÅŸir deÄŸil mi?

Aziz NESİN: Allah’ü Teala’nın bu sözlerine ben inanmıyorum. Çünkü, bunlara inanmam için aklımı kaybetmem lazım. Burada, cehennem için söylenen ÅŸeyler… Bunu Allah söylemiÅŸ; ben buna inanmıyorum.

BİRBAŞKA ŞAHIS: Neden? Neden insanların fikirlerine saygı duymuyorsun?

Aziz NESİN: Duyuyorum iÅŸte. Gelsin… İnsanların fikirlerine saygı bende; bu, onlar da bana saygı duysun. Åžimdi bu arkadaÅŸ saygısızlık yapıyor, ben yapmıyorum. Ben düşüncemi söylüyorum bu konuda; bu düşüncem doÄŸrudur, yanlıştır. Sen kabul etmezsin, karşı düşünceyi söylersin, karşı düşünceyi söylersin, ben burada ÅŸey yapmıyorum.

TGRT: Teşekkür ederim.



http://ahmetnesin.wordpress.com/

19 Haziran 2011 Pazar

YARIM İKTİDAR,
ÇEYREK MUHALEFET
ve
TAM - MAT - DEMOKRASİ !


12 Haziran 11’ seçimleri geldi-geçti… Nasıl geçti ? Seçimlerden bir hafta sonra bile çevremdeki insanların bir çoÄŸunun ÅŸaÅŸkınlık içinde olduÄŸunu gözlemliyorum.

Uzun uzadıya bir seçim analizi ve deÄŸerlendirmesi yapacak deÄŸilim. Nasıl olsa bu deÄŸerlendirmeyi yapan ve yapacak milyonlarca uzman var. Bana düşmez. Bu ülkede -konuyu bilip bilmemesi hiç önemli deÄŸil- herkes siyaset ve futbol uzmanıdır. Televizyon ekranlarında, gazetelerde ve internette uzmandan geçilmiyor. Siyaset ve spor uzmanlarının bazıları dış politika uzmanı, bazıları da deprem uzmanı…

Bu seçimlerden önce esas konusu seçim olmayan ama seçimlere de değindiğim iki yazı yazdım.

Seçimlere 78 gün kala yazdığım 26 Mart tarihli yazımda “12 Haziran seçimlerinde de her ÅŸey olabilir ! Her sonuca hazırlıklı olmakta yarar var. “ diye yazmışım.

Aslında bu yazımın baÅŸlığı “ YARIM-ÇEYREK-TAM “ seçimden bir hafta önce 5 Haziran’da yazdığım yazımın baÅŸlığı olacaktı. Bu baÅŸlık altında o yazımda anlatmak istediklerimi şöyle ifade etmiÅŸtim.

Geçen hafta bu seçimlerle ilgili anketlere bakarken bu üç sözcüğü düşündüm. Bu anketlere göre AKP oyların yüzde 45-50’sini alacakmış. Yani yarısını… CHP ise yüzde 25-30’unu. Yani çeyreÄŸini. Buna göre seçim sonuçları anketlerde iddia edilen ÅŸekilde olursa AKP ile yarım bir iktidar ve demokrasimiz, CHP ile çeyrek bir muhalefet ve demokrasimiz olacak. DiÄŸer çeyrek ise teferruat… Sonuç olarak herkesin barajsız, engelsiz temsil edildiÄŸi tam bir demokrasimiz olmayacak…

“ Ben demiÅŸtim ! “ demeyi pek sevmem ama ne yazık ki yazılarımdaki öngörülerimin gerçekleÅŸmiÅŸ olması bu sonucu ortaya çıkarıyor. Demek istediÄŸim çevremdeki insanların ÅŸaÅŸkınlığına karşılık seçimlerin sonucu beklentim doÄŸrultusunda oluÅŸtuÄŸu için sonuçlar karşısında kendi adıma son derece sakin olduÄŸumu söyleyebilirim. Ne AKP’liler gibi yüzde 50’nin sarhoÅŸluÄŸu ile göbek attım. Ne yüzde 26’nın hayal kırıklığı ile CHP’liler gibi karalar baÄŸladım. Ne de Türk ve Kürt milliyetçileri gibi bölgesel zaferlere sevindim.

Benim görüşüme göre bir ülkede 4 yılda bir seçimin yapılıyor olması, sandıktan çıkan oylara göre kiminin iktidar, kiminin muhalefet olması o ülkede demokrasi olduğu anlamına gelmez. Demokrasinin göstergeleri seçimler ve sandık değildir. Seçim sandıklarından oylar çıkar, yüzdelere bölünür, iktidar ve muhalefet çıkar ama o sandıklardan her zaman demokrasi çıkmaz. O sandıklardan faşizm de çıkar, şeriat da çıkar, kaos da çıkar. Dünya tarihi ve coğrafyasında bu durumun örneği çoktur. Onun için ben bu seçimlere ve sonuçlarına çok fazla önem vermiyorum.

Dünyanın ve Türkiye’nin can alıcı sorunlarının konuÅŸulmadığı, tartışılmadığı bir seçim kampanyasında siyasi parti liderlerinin ahlaki düzeyi bile çok düşük kısır atışmalarının sonucu olarak sandıktan demokrasi çıkmasını beklemek ve çıkan sonuca göre göbek atmak ya da karalar baÄŸlamak ne kadar doÄŸrudur. Bu sandık demokrasisi bizim futbolumuza da benziyor biraz. Dünya futbolunun çok gerisinde oynanan futbolu eleÅŸtirmek, deÄŸiÅŸtirmek yerine futboldan baÅŸka her ÅŸeye benzeyen bu oyunun -çekiÅŸmenin-maçın sonucuna göre yorum yazmak sadece futbol yazarlarımıza mahsus bir yetenek deÄŸilmiÅŸ…

Siyaset yazarları da Türkiye’de siyaseti yönlendiren cemaatlerin, tarikatların, din bezirganlarının durumunu dikkate almadan, yargının, hukukun, üniversitelerin, basının, sanatın, bilimin nasıl baskı altında tutulduÄŸunu görmeden, işçinin, köylünün, emeklinin, esnafın, öğrencilerin sıkıntılarını görmezden gelerek sadece siyasi parti liderlerinin söz yarıştırmalarına göre yapılan bir seçim kampanyasının sandığa yansımasına bakarak tahlil-analiz yapmaları bana hiç inandırıcı gelmiyor. Bana göre bu yapılan siyaset deÄŸil bu siyasetten çıkan da demokrasi deÄŸil. Bu koÅŸullarda ha AKP kazanmış ha CHP kazanmış-kaybetmiÅŸ ne fark eder ? Aynı ÅŸey futbol için de geçerli. Ortada oynanan doÄŸru dürüst futbol olmadıktan sonra maçı ha Fenerbahçe kazanmış, ha BeÅŸiktaÅŸ kazanmış ne fark eder ki…?

Yerli ve yabancı siyaset yorumcularının yere göğe sığdıramadığı, seçim kampanyasındaki konuÅŸmalarından, hakaretlerinden herkesin payını aldığı AKP lideri Recep Tayyip ErdoÄŸan partisinin balkonuna çıkıp “ Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır ! “ deyip bir de “ herkesi kucaklamaya” kalkmaz mı ? Balkon demokratı BaÅŸbakan gözünü seveyim beni kucaklama ! Ben kucaklanacak seçmenlerden deÄŸilim… Sen yüzde 50 ile deÄŸil yüzde 90’la, yüzde 100’le de iktidara gelsen ben senin kucağına oturmam. Çünkü ben sana ebedi muhalifim…

Åžimdi bu balkon demokratı BaÅŸbakan’ın lideri olduÄŸu parti Mehmet Åževket Eygi’nin ve de Fethullah Gülen’in talepleri doÄŸrultusunda Anayasa’yı deÄŸiÅŸtirecek… İktidar umutlarını yitiren CHP’de kendi iç iktidar kavgasından zaman bulursa bu deÄŸiÅŸikliklere “destek” olacak. Türklük-Kürtlük kelimelerinin yeni Anayasa’da alacağı yere göre bu milliyetçi partiler de “destek” olacak… Kürt milliyetçilerinin eteÄŸinin altında Meclise girebilen 3 “sosyalist” arkadaÅŸ ta bu demokrasi korosunu alkışlayacak !

Yüzde 50’lik yarım iktidar, yüzde 25’lik çeyrek muhalefet, yüzde 13’lük ve yüzde 6’lık renkli garnitür ve 3 sos arkadaÅŸ… Siz buna demokrasi, bu seçimlerde sandıktan çıkanlara siz demokrasinin zaferi diyorsanız deyin ama bana göre bu demokrasi deÄŸildir. Hele “tam” demokrasi hiç deÄŸildir. “Tam” ı tersten okuyun ! Bu seçimlerde tam demokrasi “mat” olmuÅŸtur.

Bütün dünya nükleer enerjiden kurtulmaya çalışırken nükleer santral yapmak için çalışanların, dünya bir yudum suya muhtaç bir küresel ısınma ve iklim değişikliği ile uğraşırken HES santralleri ile derelerimizi kurutanların, cemaatlerin güdümünde yargıyı, basını susturanların, işçileri, öğrencileri, muhalefet eden herkesi zorla susturanların , giyimimize kuşamımıza, yediğimize içtiğimize, düşündüğümüze, yazdığımıza, çizdiğimize karışanların, internetimizi sansürleyenlerin iktidarı da, muhalefeti de, teferruatı da, sosu da bilsin ki bu oynadıkları demokrasinin bir kuklasıdır sadece. Bunun demokrasi olduğuna kimse beni ikna edemez.