Kızgınım çok!

İyi ki blogumu yedeklemişim..İyi ki..

Yaşanan onca şey,paylaşılan onca güzelliğe erişemiyorum şimdi..Mahkeme kararı ile hemde..

Nasıl sinirlendim, nasıl üzüldüm, nasıl soğudum bu blog işinden anlatamam..

Yalnız; arkadaşlarıma nasıl ulaşacağım,onları nasıl takip edeceğim..Beni takip edenler nasıl bulacak onu bilemiyorum :((

Çok kızgınım…

>Bu günlerde biz…

>Oğluşumun babaannesi;geçen hafta sonu beraberinde bi dolu sevgiyle yapılmış mis gibi börekler,çörekler,ekmekler,köy yoğurdu ve tazecik köy yumurtalarıyla birlikte geliverdi yanında getirdiği neş’e bereket ve mutlulukla birlikte…
Beceriksiz gelinide  mest oldu tebiii :)))
Bi elinde su böreği diğer elinde çörek, leyla gibi dolanır oldu evin içinde :))))

İşte tamda bu sebepten blogunu güncelleyememesi..Elleri dolu çünküüü :)))

Oğluş kuzusuda; babaannesiyle türlü türlü oyunlar oynayıp,coşup,azıp,annesinin izin vermediği şeyleri babaanneyi kandırıp yaptıraraktan zevkten dört köşe olup,ilerde nasıl bi karakterle yüz yüze kalacağımızın sinyallerini vermekte 🙂

Babamız ise bu işin tadını en az çıkaranlardan;çünki yine hasta oldu…Rabbim şifa versin..

*Geçen hafta çok can sıkıcı bişilerde yaşadık ama geçti gitti çok şükür.
Korktuğumuza uğramadık Elhamdülüllah..

>Güllerin efendisi…

>Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…


Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,

Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…


Konsun –yine- pervazlara güvercinler,

“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!…



Çok sevdiğim bi şiirden küçük bi bölümle başlamak istedim söze..


O’ndan bahsetmek isterdim sayfalar sayfalar sayfalar dolusu…


Selam sana ey nebi,selam sana ey şefkatli,selam sana merhamet timsali,selam sana güzel ahlakın temsilcisi,selam sana çocukların sevgilisi,insanların en kıymetlisi,selam sana ey güllerin efendisi (s.a.v)


Allahümme salli ala seyyidine ve nebiyyine Muhammed…


İÇİMİZDEN AKAN,TAŞAN,ÇOŞAN NE VARSA SALAVATLARLA


ULAŞSIN BU GECE “EN SEVGİLİYE” İNŞALLAH..

>MİMOZAMIN DOOOM GÜNÜ :)

>12 ŞUBAT; KUZUMUN DOĞUM GÜNÜYDÜ,HAYATIMIN EN ÖZEL GÜNÜ,


ANNELİĞİMİN 2.Cİ YILDÖNÜMÜ…


SARI MİMOMAZAM BENİM,ÖMRÜM,AÇAN İLK BAHAR DALIM,İYİ Kİ DOĞDUN,İYİ Kİ VARSIN..


BİR ÖMÜR SENİ SEVMEME YETMEZ, BİN TANE ÖMRÜM SENİN OLSUN…


HOŞGELDİN OĞLUM,HOŞGELDİN GÖNLÜMÜN ENNNNNN GÜZEL YERİNE…

>Hasta kuş :(

>Geçen hafta salı akşamı..Sen yavru kuşlar gibi şakıyorsun..Bal gözlüm benim..Ben hadi yatma vakti dedikçe sen anne oynıyaaa (oynayalım)diyorsun,ben kıyamayıp oturuyorum koltuğa..
Bak diyorum baba uyudu..Annede uyuyacak..
Ya sen?uykuş gelmedi mi daha ?Okuuşş diyorsun evet anlamında..
Ben bi daha bi daha söyletip kuş ağzından öpüyorum seni..Sonrası her gece yaptığımız aynı ritüeller..Altımızı almak,pijamalarımızı giymek,öpüşüp koklaşmak bol bol ve sonra kucakta seyahate çıkmak..
İstikamet yatak odamız..
Sonra derin ve güzel bi uykunun kollarındayken sen,sebepsiz/nedensiz mızlanmalar/mıkırdanmalar eşliğinde uyanmaya başlıyorsun..3..5..7..derken gerilen sinirler..Çatılan kaşlar..
Kızıyorum sana artık,uyuman gerek ve uyumam dolayısıyle..
Senin o saatlerde başlıyan sıkıntını,artarak devam eden huzursuzluğunu,bişiler olacak duygusunun öncesinde ki o sessiz çığlığı duymuyorum nedense..Duyamıyorum..Algılarım kapalı..

Saat 03:30 da anne anne diye seslenmeye başlamanla yatağından doğrulup kusmaya başlaman bir oluyor..
Şok içinde bi anne,uykusundan sıçrayan bi baba ve korkmuş sen..Hemen kucağıma alıyorum seni..İçimde ki algı çoktan açmış dükkanını..Başlıyor iç sesim ruhumu oymaya..

Neden almadın çocuğu kaç saattir kucağına haa..Neden..Neden..Nedennnnn davulları çalıyor kulağımda..
Sense korkuyla büzüşmüş ellerinle bana tutunuyorsun; incecik bi dal gibi sarıyor kollarımı kolların..Üst baş değişimi,yatak yorgan falan derken babanın dizlerinde hafif hafif sallamasıyla dalıyorsun yeniden..Yanakların elma şekeri gibi kızarmış,üstünü sıkı sıkı örttüğüm için..Üzerini değişirken,silerken seni, üşüdüm dedin ya annene..Sardım sarmaladım bende o yüzden..İçimde pişmanlık davulları güm güm…

Bi yandan da” neden kustu acaba?üşüttü mü?soğuk bişiler mi yedi,çok açıyor üstünü çook,ne zaman uyansam üstü açık,çok mu gezdiriyoruz çocuğu avmlerde?mikrop mu kaptı acaba?lar”sarıyor beynimi şekere üşüşen  karıncalar gibi..
Açıyorum üstünü hemen..Ateşini ölçüyorum,38..
Bişi var ama ne..
Hemen bi ağrı kesici ateş düşürücü fitil veriyorum sana uyurken..Fitilde benim ateşle imtihanım oluyor o saatte,kıyamıyorum,incitmekten seni ödüm patlıyor..Üzerinde çıtçıtlı badiyle dizlerimde uyuyorsun ateşinde etkisiyle..O gece gözümü kırpmadan geçiyor..Sen doğalı ilk kez hiç uyumadan geceyi güne devrediyorum..

Nazlı nazlı yatıyorsun kucağımda..Tv de en sevdiğin çizgi film var ama açamıyorsun ki gözünü..O sırada aklıma geliyor iki gün önce babanın da hastalanışı..O çabucak toparladı ama her ne kadar maske falanda taksa da sürekli kucağına atladığın için galiba sana da geçti grip mikrobu..
Bi büyük dertte sana asla ve kat’a şurup içiremiyor oluşumuz..Aşı sonrası o bütün çocukların bayıla bayıla içtiği calpol u bile içmiyorsun,bi huyun daha var üstelik bizi çok zorlayan,hiç bi şekilde içmediğin gibi azıcık zorlarsak ta kendini kusturuyorsun..
Geçen sene yaşadığımız 6.hastalık denilen bi türlü düşmeyen o çok yüksek ateşte yaşadık bunu.Biliyorum..
Dr’miz bu yüzden paranax fitil vermişti sana ama gripal durumlarda oda bi işe yaramaz..
Düşünüyorum kara kara..
Azıcık mamanın içinde peditusu içirmayi başarıyorum..Sonra hafif bi canlanma geliyor sana ,ufak ufak oynuyorsun artık..Zezeyede dr dinlensin diye 3 gün istirahat vermiş iyileştiği halde tanıdık kontenjanından,onun bu zor günlerde yanımda oluşu bana ilaç gibi geliyor..
Çarşamba günü akşama kadar öyle böyle geçirdik ama akşamında ateşin 39 oluverdi,ilaca fitile rağmen cayır cayır yaktı tenini..Yanaklar yine kırmızı elma şekeri oldu..Ben elimde ıslak bez minik minik dokundukça sen anne yapma üşüyoo dedin hep :(((
Annelerin yüreği neden çok acırmış böyle durumlarda..Anladım..
Bizimki ateşi 39’dereceyi geçmeyen minik bi gripal enfeksiyondu sadece..
Belkide ilk kez böyle olduğun için,bilmiyorum,çok acıdı canım..Ellerim,avuçlarım kanadı ellerini tutunca..
Annelik ne zor şeymiş.. Anladım..
O gece salonda ilk kez beraber uyuduk..Güzel kokuna kana kana,ilk kez…
Arada kalkıp kalkıp uykunun ve ateşin arasında tv yi gördükçe”anne ööcooo aç”(anne televizyonu aç)deyip  beni güldürmeyi başardın..Kumrum benim..
Aaaannne aaannnee demelerle,anne üşüdüü lerle yarı uykulu yarı uyanık geçti gecem..Sabaha karşı ancak 37 dereceye düşmüştü ateşin ve seni giydirip üzerini örttüğümde derin derin uyuyabildin..
Sonrası bi iki burun akıntısı bi iki öksürükle bitti çok şükür..Haftasonuna kalan tek şey uykudan yeni uyanmana rağmen sürekli anne neeneen neen neeen diye tutturmandı..Bense bu yüzden tüm hafta sonunu zezenin kafasının etini yiyerek geçirdim,paronoyaklık sınırlarımı hayli genişlettim bu sayede..

Ben:Niye uyandığı halde sürekli uyumak istiyo bu çocuk zeze??????
Zeze:Uykusunu almadığı içindir..
Ben:niye almasın canım uykusunu uyuyo kaç saatir!
Zeze:almamıştır canım,az gelmiştir uyusun coocuk uyutuver nolcak
Ben:niye uykum var diyo sürekli bu çocuuuuuuukkkkkk!!!!!
Zeze:uykusu varda ondan
Ben:uyuyo diyorum sana çocuk normal normal ama niye hala uyumak istiyo??????
Zeze:Uykusu gelmiştir…
Ben :niye geliyo canım şimdi kalktı daha..Aaaaa bıdı bıdıd vs vs
Zeze:Allah allah yaaa çoocuk uyusa suuuç uyumasa suç…
Ben :tamam sus zeze,daha fazla devam etme…çocuk durmadan uyumaya çalışıyo,beyninde mi bişi var,psikolojisimi bozuldu,noldu,ne kadar meraksızsın sen böyle, bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı
Zeze:!!!!!!!!!

:)))

>2 yaş sendromunun ayak sesleri

>Cuma gününden beri sebepsiz bir huysuzluk,mızmızlık,vara yoğa ağlama,tutturma had safhada..
Korkunç iki dedikleri şey bu galiba..Yada ayak sesleri..Kendisi henüz teşrif etmedi..
Bizse evde sürekli ağlayan, direten,inatlaşan küçük bir bebek/çocukla ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız..

Evet,okuduklarımın bi kısmı aklımda..Evet,2 yaş sendromuyla ilgili çeşitli bilgilerle donanmış vaziyette idim,ama  bilmekle/ yapmak aynı şey değilmiş..Anladım.

Karşımızda kocaman bir cevvallikle nereye saldıracağını,neyden çıngar çıkarıp dakikalarca o şey için ağlayıp,ulaştığında da en fazla 3 dakika ilgilenip sonra aklına gelen başka bişi için yeniden aynı ritüeli bıkmadan tekrarlayan 22 aylık(9 gün sonra 23 olucak)bi küçük adam var..

Gece uykuları bozulan, düzeni alt üst olan,sinirli,üzgün,mızmız,güzel gözlerinden inci gibi yaşlar akıtan,odada oradan oraya koşarak enerjisini atmaya çalışan benim küçük bebeğim var..

Benim mutlu,huzurlu kuzucuğuma noldu böyle diye dolaşıyorum 3 gündür..
Okuduğum hiçbişeye benzemiyor yüreğimde ki sancı.Ahmed Akay minicikken, gaz sancılarıyla tüm günü kucağımızda avaz avaz ağlıyarak geçirirken ki duygularıma benziyor şimde de hislerim..

Bana o zamanda hep aynı şeyi söylüyorlardı:Bu günler geçecek!

Biliyorum, diyordum tamda inanmadan.Ama yaşadım ve öğrendim; o günler geçti..Sonrakilerde..
Bi bebeği büyütürken,insan en çokta kendini büyütüyor aslında onunla birlikte..
Öğreniyor bilmediklerini..Hayatın pratiğini yapıyor en incesinden hemde..Ayarı tamda kalbinden geçen bir hatla…
İşte şimdi ben yaralarıma üflerken,kendimi temize çekerken en çokta bunu söylüyorum kendime.Geçecek bunlar,yaşadım,biliyorum..
Ama yinede kuzumu böyle mutsuz görmeye dayanamıyorum 😦

>OĞLUM’A

>Şimdi uyuyorsun ya sen karşımda..Öyle duru..Naif..Kirpiklerinde yıldız tozu..
Hangi düşün içindesin kimbilir..Koşuyorsun belkide yorgun bi kelebeğin ardından nefes nefese..
Sana bakıp gülümsüyorum, Ellerine,minik burnuna,saçlarının ucunda ki sarı buklelere..
BEN..SANA..VURGUN’um..Ötesi yok…
Deli oluyorum gamzeli gülüşlerine.Birden, aniden dönüp “anne” deyişlerine..
Hüznümü katmerli sevinçlere çevirişine..
Ben sana Yüklüyorum bütün öznelerimi,yüklemlerimi…

Hızla akan bi nehir gibi geçip gidiyor günler.Yarın yılbaşı..Koca bi yılı bile geride bıraktık hiiç anlamadan..
Onca gün onca hafta onca ay geçip gitti suya yazılan bi yazı gibi..

Günler geçiyor..Sen;büyüyorsun oğlum..
“Anne uçak uçuyoo” dedin geçen gün arabada giderken.Minik parmağınla gökyüzünü göstererek.
TV de görüp kendiliğinden öğrenmişsin uçakları ve onların uçtuklarını…
O günden sonra evde ki herşey uçar oldu  senin kuş ellerinde 🙂
Seviniyorsun bide uçak yaptım diye 🙂
Gülüyorsun neş’eyle..

Sen gülüyorsun; ben güllere bürünüyorum..
Sen büyüyorsun; ben büyüleniyorum..

Oğlum,Ömrüm,Kumru’m,Nur’um,Huzurum benim..

>Doğum günüm :)

>Yıllaaar yıllaaar önce, karlı bi kurban bayramı sabahında doğmuşum ben..Daha kurbanlar kesilmeden..
Hiç ağlamamışım,o zamandan başlamış bende ki acaib haller :))

Hep anlatırdı annem erkek olsan adını hüdaverdi koyacaktık diye..Yıllarca kız bebek olarak doğduğum için sükretmişliğim vardır bu yüzden:))))

Kafamın içi hep doludur..
Düşünürüm uzun uzun..
Düşünmekten yorulmuşluğum,kafamı dağıtmak için ordan oraya koşmuşluğum da vardır,sabahlara kadar oturmuşluğumda..
Ağlarken güler, gülerken ağlar,sabırlı,sakin,sinirli,uysal,kederli,keyifli,atılgan,aymaz,hayalperest,mantıklı akla gelebilen ne çeşit birbirine eş ve birbirine zıt duygu varsa hepsi barınır kardeşçe yaşar ruhumda..

Kendimi bildim bileli kitaplara tutkunum.
Bu yüzden evde ki okuma/yazma seanslarından baygınlık geçiren ebeveynleri tarafından 5,5 yaşında ilkokula gönderilmiş  bi insan yavrusuyum :))

Tatlıyla tuzluyu aynı anda yemeyi,ekşiyle tatlıyı aynı anda tüketmeyi,mevsimlerden sonbahar ve kışı,lapa lapa yağan karı,bardaktan boşanan yağmurları,ahmak ıslatanları,ilkyazı,ıhlamur ve iğde ağaçlarının baygın kokusunu,yaz akşamüstlerini,deli dolu yaz akşamlarını,uzun soğuk kış gecelerini,erguvanları,begonvilleri,mimozaları,menekşeleri,serin avluları,ağaçları,sebzelerden patlıcanı,çikolatanın bitter olanını,türk kahvesini,kuş lokumunu,yağmurda yalnız yürümeyi,kederli şarkıları,romantik komedileri,kitaplardan romanı ve biyografiyi,sosyolojiyi,insan psikolojisini,hayvanlardan en çok kediyi,kışın yün örmeyi,camda oturup alemi seyre dalmayı,sohbet etmeyi,kuzuma bakmayı,doyamayıp bi daha bi daha bakmayı ve ağlamayı,oğlummm demeyi,oğlum’u,zezemi,meralımı,zeynep kuşumu ve daha pek çok şeyi severim…

Yaş 35 oldu bugun …Yolun yarısı eder mi Allah bilir..
Bi yanım keyifli bi yanım kederli geçirdim bu sebepten tüm günü..
Zezem ne zamandır istediğim güzel bi parfüm vardı onu almış bana..Her zaman kitap alırdı oysa :)) geçen sene “Aşk” tı aldığı kitap..Hayatımızda hep “aşk” olsun..diye karalamıştı iç sayfasını..
Oğlum küçücüktü..Hava ayazdı..

Bugün paketin içinden güpgüzel bi saç tokası ve çok güzel bi anahtarlıkta çıktı..Onlar minik sürprizleriydi bugünün..Ama en güzeli zezemin yazdığı nottu..

Notta bana kalsın,başka kimsecikler bilmesin  :)))

>Birikti yine onca şey…

>Biten koskoca 9 günlük tatil olsa neyse..Onun üstünden de kaç gün geçti :p Üşengeçlikle aymazlık arası garip bi haldeyim..Hiç bi şeye vakit bulamıyorum,bulsam da yapamıyorum..

Anlatılmayı bekliyen ne çok şey var aslında..Oğlumun hızla artan kelimeleri mesela..

Koskoca bi bayram tatili..Babanne-dede,baba  memleketinde geçirilen..

Önce bayramdan başlamalı..Çok özlediğimiz ama ucundan azıcık bakıp,içine çok karışamadan köye geçtiğimiz,özlemimizi dindiremediğimiz konya..Efsunlu şehir..

Arefeden bi gün önce cumartesi günü çıktık yola..Güzel,keyifli bi yolculuğun ardından ufak bi şehir turu,olmazsa olmaz etli ekmek molası,sonra koşa koşa gidilen mevlana..Mevlana hz.bahçesinde oyunlar oynayan bi oğul..Adı Ahmet Akay ..Sarı kumral saçları güneşte pırıl pırıl parlayan..Babasının eli elinde..Gözleri gözlerinde..Sevincinden yavru kuşlar gibi şakıyor..

Benimse ellerim duada..Kalbim..Gözlerim..Tüm azalarım…

Orada o sıcak o güzel güneşli günde,o bahçede,gözüm iki kişiye takılı..Kalbim şükürde..

Karanlığa kalmadan ulaşmalı köye diye erkenden ayrılıyoruz oradan..Ahmetciğin fotograflarını çekiyoruz bahçede koşuştururken ne yakalayabildiysek ..

Sonra kalabalık bi ailede  sevgi seline kapılıyor ahmed Akay..Babaannesi,dedesi,halaları, amcaları, yengeleri, kuzenleri herkes çağıl çağıl seviyor kuzumu..

Rahim abisiyle kutu kutu pense oynamayı öğrendi ilk günde..Sonra bisküvi yemeyi,büşüüdiye diye hemde..Minicik eli sobadan yandığında tüm gece acıyooo acıyooo diye ciğerime korlar düşürdü..Eline verdiğimiz buz gibi su şişesiyle uyuyakaldı minicik iki parmağında ouflarla..Tüm gece ouuf acıyooo diye ağladı..
Kolonya şişesine,çay bardaklarına,meyvelerle,fndık fıstığa dadandı tüm bayram..Nerde bi bardak görse baadakk baadaak diye ağladı..

Arefeyi bahçede oynayarak geçirdi..Tırnaklarının içi simsiyah olana dek hemde..
Üürüüü üüü leri,ördekleri,miyaaaları çok sevdi..

Söylediğimiz herşeyi tekrarladı kendince..tokaya goçça demek dışında diğerlerinin telaffuzunda gayet başarılıydı 🙂 Algıları,farkındalıkları,seçimleri,istekleri arttı..21 aylık  bebeğim benim..

Dil gelişimi son bir ayda hızla arttı..Aklıma gelenler;
Amca demeyi,kutu kutu pense demeyi-guti guti peense-
bisküviye büşüdemeyi,baadak,buucu,ayşe,istiyo,demeyi..Saçlarına saçiim,kaşlarına kaşiim,burnuna buu, ağzına ağzııı,demeyi,aç/açtı/açıın demeyi…
Namnamın,pepenin ve paytağın dışında bu aralar sevdiği çizgi filmlerden olan artura da artuuu demeyi öğrendi benim küçük kuşum..
Ellerini parmaklarını,ayaklarını uzun zamandır biliyordu şimdi onlara ek olarak bacaaa diyor mesela..Yada tırnaa :))Sürekli eşofmanını sıyırıp anne bacaaaa diyo bana gün içinde :))bacaaa,koluuu,aaç(ağaç),çiçek,fil,at,baloon,davo(davul)çoyaa(çorap)meya(meral)ayyaa(ayran)Aklıma ilk geliverenler..Maşallah kuzuma…

Ben;kitap okuyalım mı ne dersin dediğimde okuuu diye bağırmanı seviyorum en çok..Namaz kılarken benle beraber kılmaya çalışmanı,kuş ellerini açıp duaya durmanı,bıcır bıcır içinden duaca konuşmanı seviyorum..
Gocca goccaaa (kucak)diyerek kucağıma gelmeni,ellerini ellerimin üstüne koyarak amin demeyi beklemeni seviyorum..Birlikte Kur’an okumayı seviyorum….Yeni yeni tanıştığın ve incelemeye doyamadığın sayfaların üzerinde gezdirmeni ellerini,minicik parmaklarını..100 kez anne anne anne demeni ,ama ennn çok anneeciiiii(annecim) demeni seviyorum….Seni..senli olanı..Senle olanı..Sana ait olanı..
Hasılı seni seviyorum ben..

>Gecikmişlik…

>Gecikmiş bi yazı bu..
Hevesle beklenen bi bayram arefesini,-Ramazan bayramı arefesi tabi ki-yola çıkış hazırlıklarımızı,arabamızla çıktığımız ilk uzun yolumuzu,yolları,küçük molalarımızı,kavuşmaları,sevinçleri,Bayramı ve hemen ertesinde devam eden 3 haftalık yıllık iznimizi,çıkan köpek dişlerimizi,oğlumun 20 aylık oluşunu ve nicesini anlatmalıydım uzun uzun..
Ama..Ben kelimeleri bulamadığım için değil,içimden gelmediği içinde değil,sebebsiz öylesine bi durgunla bekledim yazmayı..Anlatmayı..Günlerdir..
Üstelik,tüm bunları anlatmayı beklerken,kışta çalıverdi kapımızı..
Biz sonbaharı bekliyorduk aslında diyemedik..Ve Ankara’nın pastırma yazını..
Ankara’ya yağmur yağdı günlerce…Biz,camdan sokağımızı seyrettik oğlumla..Okula giden çocukları..İnsanları..
Birden ve aniden kesilen sokak gezmelerimizin,park sefalarımızın ,gittiğimiz onca yerin tatlı hatırası kaldı kuzumun küçücük kalbinde..
KUMRUM benim..
İçimde biriken onca şey var sana ait..Hep seninle ilgili..Oğlum benim..
Benim küçük,güzel kumrum..
Ne sevdin anneninde koşup oynadığı, zamanı unutup, çam fıstığı toplamaya daldığı çamlıkta tavukları kovalamayı..O günler geldiğinde aklına küçük kuş ağzını büküp  üüü üüüü diye  horozları taklid etmeye başlaman yokmu..
Kediler var birde..Peşlerinden hiç ayrılmak istemediğin.Şimdi gördüğün her hayvana yakıştırdığın isim miyaaaa..Önceleri hepsi moo mooo idi..Değişti..
Toprakla temas etmek,bir sürü tavuk,kedi,hatta sincap:) görmek,onca ilgi,sevgi,değişik insanlar..Çocuklar..Şaşırttı seni..
Burada ki izole hayattan sonra ne güzel geldi sana  o günler..

Kapıyı açtığında ulaşabileceğin bi bahçe …
Salata için bahçeden koparabildiğin mis kokulu domatesler,biberler,salatalıklar,maydanozlar,naneler..
Dalından koparıp yediğin mis kokulu narlar..
Akşam oldumu açılan akşamsefaları..
Yaza veda eden bahçe çiçekleri..

İnsanın içine içine işleyen bi hüzün bırakıyor sonrasında..
Aklına geliyor aniden;mutfakta,salata yaparken..Domatese benzemez domatesi,maydanoza benzemez maydanozu doğrarken,ansızın ve aniden yakalıyor kalbini bi hüzün..Dışarda akşam ezanı okunurken tamda..
Bize lazım olan küçücük bi bahçe diyorsun o anda sessizce…

Sonra…
Sonrası bi yağmur..İnce ince..
Sonra…
Sonrası bi hüzün adı gurbet olan..
Sonra..
Sonrası bi yangın sinsice kalbine üflenen..
Sonra…
Sonrası yok…
.

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın