kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Sana, beni asla tanımamış olan sana..

Kitap alıyordum az önce, yeni yakın gözlüklerimi teslim almadan önce sağlam bir kitap alışverişi yaptım evde bekleyen bir sürü okunmamış kitabıma rağmen. Bu ara izlenmemiş dizilerime, filmlerime, okunmamış kitaplarıma gün doğdu çünkü. Kendimi meşgul etmeliyim bol bol. Ama zaten aklımda olanları, not aldıklarımı sipariş ederken açıklamalarını okumayı ihmal etmem.
Şu ana kadar hiçbir kitabı bu kadar kendime yakın hissetmemiştim, o yüzden sabırsızlıkla bekliyor olacağım gelmesini. "Canım bu benim zaten yaptığım bişey kitabı mı varmış?" havasına girsem de sizden önce her söz söylenmiştir bu dünyada zaten değil mi? Özellikle sevgiye dair olanlar..

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten)
adlı uzun öyküsünü 1920'li yılların ilk yarısında kaleme aldı.
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz.
Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun "gönderen"inin adı yoktur. 
Mektubun başında tek bir hitap vardır:
"Sana, beni asla tanımamış olan sana". 
Kadın büyük tutkusunu hep bir "bilinmeyen" olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde "taraflar" değil, sadece tek bir "taraf" vardır. 

Bundan böyle bu başlık altında mektuplarımı paylaşırsam şaşırmayın yani.
Şimdi bunu almışken bir diğer adını duyduğum kitabını da almazsam olmaz, kaldı ki bana birini anımsattı..elbette ki.
Dilerim sen de okursun. Beni okuduğun gibi:)
Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken,
giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir.
Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek,
varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır..

Bazen, daha önce soğuk bir yerde de uyanmış olsan , yeniden yaşatabilir bunu hayat?

16 Ekim 2016 Pazar

Haddimden Bildiriyorum

Beni anlattığını düşündüğüm yazılar gördüm, şiir ve alıntılar gördüm, okudum ağladım,
yazdım sakladım, benimsedim, yardım aldım beni anlatması için ama benimmiş gibi yapmadım.
O cümleleri kuramamış olduğum için şaşırdım, kızdım ama ben yazsam herkes ulaşamazdı ki zaten?
Ama yazarı belli olmayan ve her kaynakta ayrı yazar adı, veya anonim diye sahiplenilmiş gördüğüm şeyler üzüyor beni, kaynağını bildiğim herşeyi mutlaka belirtirim olmadı alıntı derim. Çünkü tamamı benim anlatmak istediğimi ifade edemez zaten. Benim cümlelerim de sizi edemez.
Mesela bu yazı benim cümlelerdimden oluşuyor işte beceriksiz, düşük cümlelerim ve öncelikli yüklemlerim beni tanıyan hemen anlar o derece:) Mesela iki ayrı olay iki ayrı konuyu tek blog olarak yazıcam yine, bu da bana ait bi saçmalık . Ama bana ait..ben.
Ama başlık, bana ait bir dizilim değil..bir kitap adı. Ve sırf bu başlık ve tanıtım yazısı yüzünden alacağım bunu:
Önsözü hiç yazılmamış ikinci el kitapların paragraflarından geldim. 
Kusuruma bakma çok el değdi, çok okundum, çok yorgunum. 
Hüzün sofralarının en aç karnıydım, bir türlü doyamadım. 
Yine de öpeceksen hüznümden öp beni. 
Bir pencere gökyüzü sür yüzüme, 
kuş kanatlarında sağanak yağmur sakla,gülüşünle ov sızılarımı... 
Sana görülmemiş rüyalar adadım... 

Bir nedenden hassasiyetim olan bir kelimedir "had" ve çok sık kullandırtır bana hayat.
Dün akşam sıkıntısı olduğunu farkettim sevdiğim birinin, konuşmaya başladık o da benim için aynı şeyi düşünmüş hatta sende bişey var derecesinde iddalı, olmadığını söyledim güldüm ama geçemedim, izah ettim inanmadı, sizin düşünmeden yaptığınız minik alemeti farikalar başkası için büyük anlamlar içerebiliyor anladım ki. Bende de bu oluyor ama neredeyse sert çıkarak birini bişey paylaşmaya zorlayamam ki belki içini dökmek belki içinde saklamak istiyordur, belki kendini hatalı gördüğü bir konudur zaten korkuyordur tepkimden, belki de gerçekten bişey yoktur duygu durum değişikliği yaşıyordur, yanında olduğumu bilsin isterim yalnızca, dilediğinde yargılamadan sessizce dinleyip sonra dilsiz olacağımı..haddim budur bana göre..
Kimseden çekinecek bişeyim yok ama verecek hesabım da yok, bu hakkı verdiğim insanlardan geri aldığım an bir daha vermem, ben kendimi sürekli açıklama yaparken öyle değil böyle derken buluyorum ve bu beni yoruyor, haddine mi demek istemiyorum,o hakkı biz vermişiz diye ama ben kendime haddime mi dedikçe ya da anlattığım biçimde düşündükçe bir bakıyorum kimsede bu yok? benim söylemem gerekenler bana sarf ediliyor çatır çatır e asıl o zaman birbirimizi anlamamız gerekmiyor mu?

Sahip çıkılması gereken şeylerin başında ot ocak mal mülk değil, kendine verilen sözler, insani değerler, edilen yeminler, ardına sığınılmış bahaneleri aslının o olmadığını bile bile yutmamak, salak yerine konmayı hazmetmemek, yemediği nane kalmayıp gidecek yer bitince ,sırf yalnız kalınca aynı kapıya dönüp aynı muameleyi göreceğini sanmamak hatta görürse bunun hayra alamet olmadığını bilecek kadar aydınlanmış olmak yani yememek:p

Haysiyet, onur, sözünün eri olmak, dediği yaptığı tezat olmamak, bahanelere sığınmamak
gibi değerlerin olduğunu unutmasa keşke insanlar değil mi:)
Yoksa benim gibi unutmayanlar ve esas alanlar zbam diye o yüzsüz yüzlerine vuruverir tokat gibi.
Demem o ki, madem debelendiğiniz yerde memnunsunuz sesiniz çıkmasın, size bişey dediğimiz de (ben ve benim gibi özü sözü bir dobra insanlar yani) abuk sabuk atarlanacağınıza dürüst olun, yalansız olun, attıklarınızı hatırlamakta zorlanmayın sonra, vee boyunuzdan büyük konuşmayın, sonra bi tarafınıza kaçmasın.

Bir KUŞ masalında dediği gibi: 
Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. 
Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karların üzerine düşmüş. 
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken 
oradan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. 
Kuş öyle bir sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, 
kalkıp ineği dövecek. 
Bir de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, 
yaşama geri dönmüş. 
Öyle bir sevinçle ötüyormuş ki, oradan geçen bir kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış. 
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, 
kedi onu yemiş... 
Şimdi; (Hikâyeden alınacak dersler) 
1- Her üstüne sıçanı düşman sanma, 
2- Seni her boktan çıkaranı dostun sanma, 
3- En önemlisi: 
BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA... 

Belki de layık olduğun odur.
Bunu yazıp duvarınıza asın lütfen ;) İyi geceler:**

13 Haziran 2012 Çarşamba

Kız Kısmı! /Siminya

Hani bu yazmak dedikleri şey insanın egosunu şişirebiliyor bi zaman sonra bazen-ne yazık ki..
Bazıları gerçekten kaf dağının tepesinde görmeye başlıyor kendini ve orda samimiyetini içtenliğini kaybediyor, bununla beraber okunabilirliğini de.. örnek vermeme gerek yok.
Nolur beni okuyun modunda dolanırken bütün mecralarda zamanla yorumları sallamaz,kimseyi ziyaret etmez,tek satır yazmaz tepki vermez oluyorlar nedense. Paylaşmaktan mı bıkıyorlar ilgiden mi bilinmez.
Kimi de adım adım avına yönelen tilki gibi ilk günden itibaren bi strateji geliştirir önce gayet mütevazi içten numarasıyla ekleyeni ekler eklemeyeni ekler blog blog dolaşır yoruma boğar herkesi ve ona da aynısının yapılmasını bir biçimde sağladığında sürekli sizden bişeyler istemeye beklemeye başlar, bknz: bana destek olunsanıza yazım:p  Eskiden özellikle çok daha fazla ortak platform vardı av misali izleyici arttırabileceğiniz ve blogger ünlüsü olmak daha kolaydı adeta ama zamanla sapır sapır döküldüler,üye olmakla bitmiyor.
Genellemelere öfkeyle karşıyım biliyosunuz,ben de yapmıcam elbet bazılarımız okunma amacı gütmez yazar çizer bir iç döküştür bu ki yazdıkça yazar rahatlar ve bu ona yeter, ama zamanla okundukça yükü hafifler kendisini değerli hisseder ve en büyük ihtiyacımız "dinlenilmek" miş deriz..ama hepsi bu.
Gelmeyene gitmem, izleyeni izlerim, bana uyarsa izlerim elbet, yorumuma cevap vermeyene yorum yazmam, iletişimim yoksa zamanla soğurum okumam gibi şart şurtlar zamanla belirir, oturur ve beklentiler yumağına dönüşüp blog yazmaktan soğutabilir insanı. Yıllarca yazan ama bloglarını kapatıp sonra çok pişman olan biriyim ben daha önce anlatmıştım, yazmadığınız zaman blogları izlemeniz çok zor ve blogu olmayan birinin sürekli izleyici olduğu görülmemiştir olsa olsa yolu düşer okursa bi yorum yazar. Adsız yorumlar burnunuzun dibindeki bloggerlardandır size gıcık kapan:p
Ve her dönüşümde sürekli izlediğim özlediğim bloglara baktığımda çoğunun kapanmış olduğunu görürdüm ve şaşırmamaya başladım zamanla. Demek yazmaktan bıkılıyordu, paylaşacak bişeyler kalmayabiliyordu, işte sevgilisine adamışsa ayrılınıyordu, falandı fişmandı...
Ama demirbaş eşya gibi istikrarla yazan, taklit edilen, hayranlık uyandıran, özlenen ve yazmadığım zaman bile izlediğim bir blog vardı her daim^^ sosyal tüm mecraları da bi güzel kullanıyordu hem de ilk keşfedenlerdendi o.frendfeed,twitter,blograzzi vb. İşin enteresan yanı yatak odasındaki performansından, erkekleri nasıl parmağında döndürdüğünden falan bahsetmiyordu bu kız. Pala babasından, gecekondu mahallesinden, ev kızı olmasından dem vuruyor hadi yeaağğ dedirtiyordu ama hiçbir tutarsızlık yoktu yazılar arasında.Kendinizden bişeyler buluyo "ben de valla ya aynı" diyordunuz bazen de..kimdi ki bu?

SİMİNYA! 
Avatarı blog adı,teması değişmedi yıllardır.Pembe saçlı kızın o olup olmadığı herkesin ortak derdiydi bi ara..
Bu blogu açınca da ilk onu takibe aldım (her zamanki gibi) ve o da beni gelip okudu, yorum yazdı takibe aldı, ben şuncacık listemde gözden kaçırıyorken izleyicilerimi o binlerce kişi varken nası farketti bilemedim şaşırdım:) ha sonra okudu mu bilemem nasıl yaşadığını bilemiyorum twitterda çalışıyo sanırsam:D  Şaka bi yana orda da hemen onu aldım takibe o da beni, benim bi özelliğim yok, kankası değilim, zırt bırt seslenmem kimseye, kullanmaya çok merakım yoktur twitterı bilirsiniz, ama o kasılmaz,şımarmaz, damarına basanın cevabını yapıştırır, seslenmişseniz cevap verir hatta dm atar şaşırtır sizi:)
 Açıkçası yıllardır beni onu okumaktan ve eğer içimden gelmişse yorum yazmaktan hiçbişey uzaklaştırabilmiş değil çünkü ben onun gerçekten içten olduğuna inanıyorum (bu cümleyi o kadar az o kadar idareli kullanırım ki inanamazsın) ve en önemlisi öyle bir kalemi var ki kılıç niyetine de kullanabilir bu kız keman da...
Off ne uzun yazmışsın be siminya dersiniz bi başlarsınız su gibi gitmiş kahkahalar eşliğinde bitmiş..bazen de gözyaşları.
Kitabı çıkmalı bu kızın, ama asıl bu yazmalı diye çığrındım uzun süre, ama bence bir blogger blogundaki şahane postlarını toplamalıydı önce kitabında ki "bak bak ne okucam sana" diye en yakın yerdeki bilgisayara yapışmayalım elimizin altında dursun.Hem kitabın dokusu,kokusu özelliği bambaşka yazana da büyük bir anı geçmişnden kalan, anı defteri işte bir nevi.
Ondan önce bir sürü blogger kitabı çıktı eften püften, seven okuyan oldu evet ama ama en sonunda öyle bir kitap çıkarttı ki Siminya, önce neden yazdığıyla ilgili başlamış ve
kronolojik sırayla (yazı tarihleri değil kendi hayatının) blogundaki yazılarını sıralamış ve her bölümden bir sonrakine hem başka bi konuyla hem biraz daha büyümüş olarak geçiyosunuz. Blogunda olmayan yazılar bölümler var mı daha ayılamadım bitmedi çünkü. Mizahi bir dille yazılmış ama yok böyle teşbihler.
Hem elimden düşüremiyorum hem bitmesin istiyorum tadını çıkartarak çikolata yemek gibi bişey bu kimbilir kaç kere ve hangi bölümlerini kimlere okucam artık. Nerde okusam kendimi tutmama rağmen çıkarttığım sesler sebebiyle " ne gülüyonn" tepkisiyle karşılaşıyorum, yanımda kim varsa okuyorum bi paragraf ama yetmiyo dinleyene de:)
Kitabın kapkalın ve de boyutunun kocaman olduğunu görünce bi kere şok oldum " e siminya bunu ikiye bölsen kısaltıp (boyunu) 2 tane çıkardı" dedim hatta O.o
Spoiler yapan yumurtlayanlara öfke kustuğum için zorla tutuyorum çenemi bilin!! Yoksa anlatıcam yani:))

Bu arada daha kitabı çıkmadan son yazısında blogunda tanııttı ve ben tebrikler dedim, o bana dm ile benim onun hakkında aylar evvel sözlükte yazdığım bölümümün basın bültenine konmuş olduğunu söyledi:)
Bahsedilense benim ona asla bahsetmediğim, bir anda dolanırken haksızlık edildiğini düşünüp yazdığım bi cümleydi şu (tarihe de bakınız aman laf edilmesin yeni yazdı diye yolarım)

Görseli gönderirim basın bülteninin dedi ama bakalım gelince yayınlarım onu da.ben kitabı internetten sipariş ettiğim için göremedim malesef gidip bi mağazada.
Yolunun açık olmasını diliyorum ve daha çook kitap yazarsın sen diyorum,alın mutlaka kaçırmamanız gereken bişey.Hakkını vermek gerek başarılı insanın:)

Ekleme: İşte buymuş meğersem basın bülteni şeysi ,öperim onu çok, iyi şanslar diliyorum :))

10 Mayıs 2012 Perşembe

Yağ satarım kitap yazarımmm :))



Program ve reklam eleştirmeye bayılız milletçe,özellikle diziler başlasın bir dakika susmayız analiz ederiz en iyi biz anlarız en iyi biz izleriz (elbette ki!) neden?
çünkü bunlar bizim izlememiz için yapılıyor? hedef kitle cart curt masalına bakmayın kim nerde ne izliyo belli değil satarken aman sen değilsin benim kitlem mi deniyo?Ya da izlemesene olum sen kitlem dışısın mı deniyo?

Ama yazarlık apayrı bişey.
Bloglar okurum zaman buldukça, bin türlü hayata bin türlü pencereden bakabilirsiniz o beceriksiz imlasız cümleler sayesinde çünkü.
Özellikle kafalarında aman takipçim artsın,keşfedileyim,bi de kitap yazdım mı yırtarım düşünceleri yoksa içtenlikle anlatıyosa tadına doyamazsınız.Sezersiniz zaten sürekli izliyorsanız bir blogu.
Tanırsınız zamanla.Bi komşunuz gibi.
Dergiler alırım,internete her ay bi kucak para dökerim,ama sıra kitap satın almaya geldiğinde elim sıkıdır kitap bana bişey vermeli, aldığıma değmeli, Stephen King de bana,kişisel gelişim de bir derece,Ayşe Kulin,Orhan Pamuk ya da diğer gerçek anlamda yazarları,tavsiye edilen her kitabı okurum arkadaşlarımla değiş tokuş yaparım, zaman zaman popüler olanları da okumuşluğumuz olsa da kastettiklerimi okumanın verdiği tadı bulamazsınız herhalde.
Havuzbaşı kitapları terimini duymuştum nerden bilemiyorum.Umarım da anımsamam:)) Ben bu gece pop müzikte kullanılan bakkal müziği deyimini daha uygun gördüm açıkçası..
Mesela Hande Altaylının ilk kitabı bir yaz tatilinde elime geçti, Aşka şeytan karışır. Akıllıca konmuş bir isim.hala bendedir, seks satar sözü yine vücut bulmuştur.Ve direk düşüncem rahmetli Duygu Asena nın bir nevi çakması olduğudur.Ama bir kere ünlüyseniz ucundan kıyısından, eş durumundan,şöhretin önünüze engel tanımazsınız artık bol bol bahsedilir.Yoksa başka tanınmamış biri yazsa bu kadar öne çıkması imkansız ilk kitapların genelde.
Bu gece Okan Bayülgen deydi. Yine öyle yapay, tanıtım yapan bir reklamcı edasıyla. Dilerim çok satar.
Ama 3 yılda bir kitap yazdığını ,son 1 yıl yoğunlaştığını ve 6 ay evden çıkmadığını söyledi.Okan da yine nefis cümlelerle "evett sen bir yazarsın gerçek bir yazar" dedi sık sık^^ Onun zaten o anlamlı hım humlarının hastasıyım..
Çocuğu bile "anne artık yeter bitsin şu kitap" demiş te, onları yollamamış ama o evden uzaklaşmış 16km bişey değilmiş ne varmış millet nerelere gidiyomuş. E millet dediklerin Orhan Pamuk falan olmasın? :S höö?
İzlerken şiştim  resmen haline tavrına..Ablacım neden bu kadar kasıyosun zorlanıyosun devekuşu yumurtası mı çıkartıcaksın ben anlamadım?
Yazma!!
Dayanamadım ve şunu yazmak geldi içimden (ve yaptım pişman değilim yine yaparım)
Evden 16km uzağa kaç,1 yıl-6 ay evden çıkma..buna yazar değil "zoraki yazar" denir.Popçuların bakkal müziği gibi

yazdım rahatladım. Kesmedi
 
Yaşasın içinden geldiği gibi yazabilmek,işi paraya dökmemek, yaşasın blogger!!! yuppp:)))

yazdım^^  araya para kazanmak ya da şöhret belası girince içtenlik kaybolur,mesleğe dönüşünce bir değeri kalmaz derken haksız olmadığımı gördüm bir kere daha. Gerçekten yazdığı okunur ve mesleğe dönüştürse de başarılı yazarları tenzih ediyorum tabii ki.
Bu da benim fikrim:) çünkü burası benim çöplüğüm ve çok mutluyum kimse dürtmeden yazıyor olmaktan.
Ohhh döktüm içimi bir anda gidiyorum.İyi ki varsın sevgili blogum:)
 
Mimlerimi yapıcam unutmadım^^ ayrıca mim nedir le alakalı bir yazı da yolda.
İzlemeye devam edin:p

Altın yumurtlıcam çünkü ben bence :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...