Sayfalar

eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2012 Salı

DİSİPLİN NEDİR, NE DEĞİLDİR

Nasıl disiplinize edilir?
 
Sözlük, disiplini “Bir topluluğun, yasalarına ve düzenle ilgili yazılı veya yazısız kurallarına titizlik ve özenle uyması durumu” olarak tanımlar.
Peki, gerçekte nedir disiplin? ‘Çocuğu disipline etmek’ deyince ne anlamalıyız? Disiplin, çocuğa sadece bizim belirlediğimiz sınırlar içinde davranma izni vermek midir, yoksa onun araştırma çabasını örselemeden sadece aşırıya kaçan davranışlarını engellemek mi?
Ebeveynlerin en çok şikayet ettikleri konulardan biridir disiplin; "Çocuğuma disiplin veremiyorum, çok disiplinsiz, davranışlarına sınır koyamıyorum…”
Peki, çocuklarımıza sınır koyarken doğru cümleleri doğru yerde kullanabiliyor muyuz? İsteklerimizi onların anlayabileceği netlikte aktarabiliyor muyuz?
Çocukların dürtüleri, onları özgürce çevreyi araştırmaya yönlendirir. Ama aynı zamanda davranışlarının zaman zaman raydan çıkmasına da yol açar.
Bu durumda aileler, çocuğun gelişmesi için mutlak gerekli olan bu dürtüyü, araştırma sevincini, keyfini örselemeden, yok etmeden aşırı davranışları kontrol edebilmelidir.
Ailelerin, çocuğa sınır koyma konusunda dikkat etmesi gereken dört ana kuraldan bahsedilebilir;
1- Öncelikle, konulacak sınır, kısa ve net olarak söylenmelidir. Yani eğer çocuğun oyuncaklarını yere atması istenmiyorsa, direkt olarak, "Oyuncaklarını yere atma” şeklinde net ve kısa cümleler kurularak bu anlatılmalıdır.
Bu durumda çocuktan, "Yaramazlık yapma” gibi sınırları net olmayan istekte bulunmak, istenen sonucu oluşturmaz.
2- Ayrıca, çocuk sınır ihlali yaptığında, bunun olumsuz sonucu hem hemen uygulanabilir, hem de çocuğun tercih etmeyeceği bir sonuç olmalıdır.
"Sütünü masaya dökmeye devam edersen, hemen yatağa gidersin” şeklindeki gibi bir yaptırım etkili olacaktır. "Sütünü masaya dökersen sütünü alırım” demek, eğer çocuk sütü içmek istemiyor ise zaten etkisizdir.
3- Üçüncü kural, sınır ihlalinin olumsuz sonucunun net ve kısa olmasıdır.
4- Son olarak da bu sınır ihlali meydana geldiğinde olumsuz sonucun mutlaka ve anında yerine getirilmesi gereklidir.
Bu dört ana kural uygulandığında, çocuğun sınırlara uyma konusundaki tavrı, büyük ihtimalle olumlu yönde değişecektir.
Burada şunu da unutmamak gerekir; çocuk davranışları, içinde bulunduğu yaşın özellikleri dikkate alınarak sınırlandırılabilir.

Ayrıca, bazı bireysel sorunlu hallerde sınır konamıyorsa ısrarcı olunmamalı, durum sorgulanmalı ve medikal yardım alınmalıdır.
Bu konudaki kıstas ise; bir davranış eğer üç kere tekrarlandığı halde bir yöntemle sınırlanamıyorsa, yöntem, yöntemi uygulayan ve yöntemin uygulandığı bireyin tutumu sorgulanmalıdır.
Öncelikle unutulmamalıdır ki dayağın disiplinde kesinlikle yeri yoktur. Bu, asla bir seçenek değildir.
Özellikle 1-2 yaş çocuğunun elindeki bir şeyi almak, sadece bu nesne ile kendisine ya da bir diğerine zarar veriyorsa önerilir.
Çocuğa bağırmak ise onda karşılıklı olarak bağırma davranışını tetikleyecektir.

Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin
www.anneboyutu.com sitesinden alındı

8 Ağustos 2012 Çarşamba

AGRESİF VE HIRÇIN ÇOCUKLAR



Az önce "Annelik Boyutu" sitesini gezerken Sabiha Paktuna Keskin'in agresif ve hırçın çocuklar ile ilgili bir videosunu izledim. Bu konuda anne olan veya olmak üzere olan blogger arkadaşlarıma yardımcı olabileceğini düşündüğüm için paylaşmak istedim.
http://www.anneboyutu.com/video-izle?hircin-ve-agresif-cocuklar&V_Id=723

26 Şubat 2012 Pazar

BİR İNSANIN ANAVATANI ÇOCUKLUĞUDUR

 

Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?

- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

- Ne oldu, nasıl oldu?

- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”

Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:

- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?

- Hayır, neden?

- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.

Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:

- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.

- Radikal bir karar!

- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.

- Eşiniz ne dedi?

- Hocam biliyor musun ne oldu?

- Ne oldu?

- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”
- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!

- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.

- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?

- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.

- Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.

- Eşiniz gelmek istemedi!

- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?

- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.

“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.

Doğan CÜCELOĞLU

4 Eylül 2011 Pazar

OKUL FOBİSİ

          Eylül ayı deyince aklımıza hemen okul geliyor. "Daha dün annemizin kollarında yaşarken, Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken, Şimdi okullu olduk, Sınıfları doldurduk, Sevinçliyiz hepimiz, Yaşasın okulumuz.." şarkısı kulaklarımızda çınlyor. Evlerde bir neşe, bir heyecandır alıp başını gidiyor. Okul alışverişleri yapılıyor. Okulunu, arkdaşarını ve öğretmenini seven öğrenciler dört gözle okulların açılmasını bekliyorlar. Ama maalesef, bazı evlerde durum bu şekilde olmuyor. Çocuklar okula gitmek istemiyorlar, bu konuda sorun yaşanıyor. Bunun nedeni okuldan da kaynaklanabilir, aileden de kaynaklanabilir. Eğer öğrenci ara sınıfta ise neden genellikle okulla alakalı olabiliyor. Eğer çocuk okula yeni başlayacaksa nedeni ailede aramak gerekir.
          Okul fobisi, çocuğun iç dünyasında geliştirdiği ve onu kaygılandıran çeşitli sebeplerden dolayı okula gitmek istememesidir. Bu çocuklar genellikle okul saati yaklaştığında mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı gibi çeşitli bedensel rahatsızlıklar yaşarlar. Bu şekilde anne-babalarını okula gitmemek için ikna etmeye çalışırlar. "Okula gitmeyebilirsin." cevabını aldıktan sonra bu ağrılar psikosomatik olarak geçer. Bu çocuklar evde bulundukları süre içerisinde mutludurlar.
          Bu sorun nasıl olsa zamanla geçer diyerek göz ardı edilecek bir konu değildir. Çocuk okula gitmek istemedikçe okulda başarısızlığı artacak; başarısız oldukça okula gitmek istemeyecektir. Eğer müdahale edilmezse bu kısır döngü şeklinde devam edecektir.
          Bu durumda ne yapılmalı?
          Öncelikle anne-babalar bu sorunun nedenlerini araştırmalıdırlar. Okul fobisi okuldaki arkadaş ortamından veya öğretmenin tutumundan kaynaklanabilir. Çocuk sohbet havasında konuşturulmalı, bu konuda söylediği her şey biraz hayal gücü ve abartma payını da göz önünde tutarak dikkate alınmalıdır. Daha sonra öğretmen ile konuşularak gözlemlenmelidir. Özellikle öğretmenin sınıf içi ve teneffüslerdeki gözlemi çok önemlidir. Çocuk arkadaşları tarafından dışlanıyor olabilir, büyük sınıflar çocuk üzerinde baskı kurarak harçlığını alabilirler ya da eziyet edebilirler. Bu sorunun bir boyutu.
           Bir de sorunun aile boyutu vardır ki; burada anne-babaların iğneyi kendilerine batırmaları gerekir. Aile boyutuna bakıldığında nedenlerden bir tanesi  bazı anne-babaların çocukların yapabileceği işlerde onlara fırsat vermemesidir. Bu çocuklar özgüven eksikliği içinde büyürler. Kendilerine olan inanaçları zayıftır. Çocuk kendi başına yapabileceği işlerde bile anne-babasından beklenti içerisindedir. Sınıf içindeki çalışmalarını  kendi başına tamamlayamaz. Genellikle yarım bırakır. Bu nedenle de kendini başarısız hisseder. Arkadaşları ile kendini kıyasladığında kıskançlık yaşar. Bu da arkadaşları ile geçinme sorunu oluşturur. Bu durumda çocuklara kendi başlarına birşeyler yapabilme fırsatları verilmelidir. Onlara yapabilecekleri işlerin sorumluluğunu yüklemek gerekir. İlk seferlerde bu işlerde başarısız olsalar bile eleştirilmeden, doğrusu gösterilerek yapılmalı, çocuğa "Başardım" duygusu yaşatılmalıdır.
          Okul fobisinin bir başka nedeni de annelerin çocuklarına çok bağımlı olması, aşırı korumacı yaklaşımlarıdır. Bazı anneler çocuk gözünün önünden birkaç saniyeliğine bile ayrılsa panik yaşarlar. Çocuğa kendi başına birey olma hakkı tanımazlar. Anne çocuğa bağımlı ise, çocuk da anneye bağımlıdır. Çocuk annenin bulunmadığı her ortamda kendini korumasız hisseder. Bu çocuklar sadece okula karşı değil, annenin veya babanın bulunmadığı her ortamda bu korkuyu yaşarlar. Bu sorunla karşılaşmamak için çocuğa birey olma hakkı tanınmalı, bazı durumlarda kendi başına olma fırsatı verilmeli. Daha çok küçükken tehlikeli olmayacak şekilde bazı durumlarda (merdiven çıkma-inme, koltuğa çıkma, yürüme, birşeyler taşıma, kaldırma gibi) tek başına yapma fırsatı verilmeli. Küçük düşmeler ve yaralanmalar üzerinde durulmamalıdır.  Her defasında elinden tutmamalı, gerektiğinde kendi güvenliğini kendisinin sağlamasına fırsat verilmelidir. Kendi başına bir şeyler yapabilmesi için çocuk cesaretlendirilmelidir. Eğer okul fobisinin nedeni bu ise bu durum okula yeni başlayanlarda görülür. Çocuğun okul fobisini yenmek için öğretmenin müsadesi ile gerektiğinde anne 1-2 ders sınıfta kalabilir. Sınıf kapısı açık tutularak anne kapının önünde bekleyebilir ki çocuk anneyi görmek istediğinde orada olduğunu bilsin.
          Bir de okul öncesi dönemde çocuklara söylenmiş bazı cümleler de okul fobisini doğurabiliyor. "Orada anne-baba yok, dur bakalım okulda da böyle davranabilecek misin?", "Okulda sakın ağlayayım deme, öğretmenin çok kızar, seni döver.", "Bunlar son oyunların, bundan sonra okula başlayınca hep ders yapacaksın." gibi sözler çocukların okula karşı soğumalarına neden oluyor. Çocuğa bu şekilde tehditler savurmak yerine bazı durumlarda bazı kuralların işlediğini benimsetmek gerekir. Ödül ve ceza sisteminin devreye girmesi gerekir. Ceza derken de genellikle tavsiye ettiğim bazı istenen durumlardan men etme cezasıdır. Bir de önemli noktalardan birisi de tam çocuk oyuna yoğunlaşmışken ödevlerin hatırlatılması da okula karşı isteksizlik doğurur. Hele ki okula yeni başlayan çocuklar için bu çok sorun yaratabiliyor. Onların çocuk oldukları, oyuna da gereksinim duydukları asla unutulmamalıdır. Böyle durumlarda çocukları somut hatırlatmalar yapmak iyi olur. Çocuklara sayı,saat ve zaman kavramını sezdirmek, oyun için süre belirlemek ve bunu saat üzerinde göstermek gerekir. "Saatin uzun kolu 6'nın üstüne gelinceye kadar oynayabilirsin." "Bisikletine 3 tur daha binebilirsin." gibi.

4 Haziran 2011 Cumartesi

HACİVAT VE KARAGÖZ

Hafta içi Türkçe ders kitabımızdaki Hacivat ve Karagöz oyununu işliyorduk derste. Hemen kartonlardan şapkalar yaptım. Bir de sakal kestim. Derste materyal olarak kullandık. Öğrenciler Hacivat-Karagöz gösterilerini sundular.
Çok eğlendik...

21 Mayıs 2011 Cumartesi

ÇOCUKLARDA HATALI DAVRANIŞLARIN DÜZELTİLMESİ - LİSTE YÖNTEMİ

Hatalı davranışların bir listesini yapın:


Çocuklarımız onaylamadığımız davranışları sık tekrarladıklarında bundan hoşlanmadığımızı, devam etmesi halinde bazı yaptırımlar uygulayacağımızı belli etmemiz gerekir. Bunun da en kolay ve etkili yolu, hatalı davranışların listesini yapıp herkesin görebileceği - buzdolabı kapağı gibi - bir yere yapıştırmaktır. Liste hazırlanmadan önce aile toplantısı yapılmalı, olumsuz davranışların neden istenmediği açıklanmalı, kuralların herkesin faydasına olduğu anlatılmalı, bu konuda çocukların görüşü alınmalıdır.

Liste hazırlandıktan sonra, olumsuz davranışlardan kaçınmak ve çözüm üretmek için neler yapılması gerektiği örnekleriyle anlatılmalıdır.

Kuralı bozan sonucuna katlanmalıdır ama mantık çerçevesinde. Örneğin kardeşinin oyuncağını kıran bir çocuğa iki gün sokağa çıkmama cezası vermek, sebep - sonuç ilişkisine aykırı olduğu için mantıklı ve adil değildir. Bunun yerine, harçlığından biriktirdiği para ile kırdığı oyuncağın yenisini alma cezası daha öğretici ve daha etkili olacaktır.

Tecrübe iyi bir öğretmendir. Çocukların yaptığı her hatalı davranış ve her yanlış anlar birşey öğretir. Görünürde hatalı davranış yüzünden bir şey kaybederler. Ancak gerçekte, bu kayıptan ders alır, tecrübe kazanır, yeni kayıplar yaşamamak için daha dikkatli davranmayı ve yeni çözümler bulmayı öğrenirler.

Çocuk Eğitiminde İşe Yaramayan Yol ve Yöntemler:

• Çocuğun her istediğini yerine getirme ve davranışlarına sınır koymama: Heristediklerinin yapılması çocuklarda doyumsuzluk, tatmin olamama gibi durumlar yaratıyor.

• Evde başka dışarıda başka davranma: Dışarda yapmasını istemediğiniz davranışlara evde de izin vermemelisiniz. Yoksa sadece dışarda bu kısıtlamayı yapmaya çalışmanız faydasızdır.

• Aynı davranışa farklı tepkide bulunma: Ebeveynlerin ve çocuğa bakanların aynı şeylere kısıtlama getirmeleri, aynı şeylere olur vermeleri gerekmektedir.

• Tekrarlama, yalvarma, yakınma, rüşvet teklif etme ( .. yaparsan çikolata veririm gibi ), bağırma ve emir verme, ceza ile yola getirmeye çalışma, başkalarıyla kıyaslama, alay etme, boş tehditlerde bulunma ( oyun bitti, hemen yukarı çık yoksa bir daha sokağa çıkamazsın gibi ), başkalarının önünde küçük düşürme, nasihat etme...

28 Şubat 2011 Pazartesi

PULSUZ DİLEKÇE (Çocuğunuzdan Mektup)

Sevgili Anneciğim, Babacığım,


Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları söylemek isterdim. Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum. Beni anlamaya ve tanımaya çalışın.

Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Oyunda, arkadaşlıkta ve uğraşılarımda özgürlük tanıyın. Beni her yerde, her işimde koruyup kollamayın. Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim. Bırakın kendi işimi kendim göreyim. Büyüdüğümü başka nasıl anlarım?.

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum. Bunu önemsemeyin. Ama siz beni şımartmayın. Hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin. Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor.

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin. Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın. Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem. Ancak, hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor, hem de bundan yararlanmadan edemiyorum.

Beni dinleyin. Öğrenmeye en yatkın olduğum anlar, soru sorduğum anlardır. Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun. Öğütlerinizden çok davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın. Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz. Bunları çabuk unuturum. Ancak biribirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder.

Çok konuşup çok bağırmayın. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır. "Ben senin yaşında iken..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım.

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın. Bana yanılma payı bırakın. Beni korkutup sindirerek, suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın. Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın. Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni, yeteneklerimin üzerinde işlere zorlamayın. Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni destekleyin. Hiç değilse çabamı övün. Beni başkaları ile karşılaştırmayın, umutsuzluğa kapılırım.

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın. Bana süre tanıyın. Yüzde yüz dürüst davranmadığımı görünce ürkmeyin. Beni köşeye sıkıştırmayın. Yalana sığınmak zorunda kalırım. Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı kaybetmeyin. Kızgınlığınızı haklı görebilirim ama beni aşağılamayın. Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın. Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim.

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin. Özür dileyişiniz, size olan sevgimi azaltmaz; tersine beni size daha çok yakınlaştırır. Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çalışmayın. Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur.

Biliyorum ara sıra sizi üzüyor, belki de düş kırıklığına uğratıyorum. Bana verdiklerinizin yanında benden istediklerinizin çok olmadığını da biliyorum. Yukarıda sıraladaığım istekler size çok geldiyse birçoğundan vazgeçebilirim. Yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın.

Benden "Örnek Çocuk" olmamı istemezseniz, ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem. Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter.

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakkım olsaydı, sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim.

Sevgiler... Çocuğunuz

16 Aralık 2010 Perşembe

ÇOCUKLARDA KENDİNE GÜVEN (ÖZGÜVEN) GELİŞİMİ

Özgüven, çocuklarda kişisel gelişimden duygusal ve sosyal gelişime kadar yaşamın her anını etkileyen bir kavramdır. Bazı çocuklarda özgüven düzeyi zayıftır. Bu çocuklarda gözlenen davranışlar şu şekildedir:
• Fazlasıyla bağımlıdır.
• Karamsardır.
• Aşırı mükemmeliyetçi davranır.
• Yeni durumlarda aşırı derecede ürker, değişikliklere karşı koyar.
• İşlerini yarım bırakır.
• Kendini her yönden eleştirir, arkadaşları ile veya kardeşleri ile kıyaslar ve kendinde hep eksik bir yan görür.
• Yalnız olduğunu düşünür.
• Yakın ve derin duygusal ilişkiler kuramaz.
• Kendini sevilmeyen birisi olarak görür.
• Çabuk incinir ve her şeyi üzerine alınır.
• Eleştiriye karşı aşırı duyarlıdır.
• Sürekli mutsuzdur.
• Başkaları ile ilişkilerinde sorunludur.
• Kaygı ve depresyona fazlasıyla yatkındır.
• Yanlış yapmaktan ve başarısızlıktan korkar.
• Kararsızdır.
Duygusal Tepkiler: Çekingenlik,sık sık ağlamalar, duygusal öfkelenmeler, umutsuzluk ve karamsarlık, utangaçlık
Davranışsal Tepkiler: Okul korkusu, saldırganlık, yalan söyleme, çalma davranışı
Fiziksel Tepkiler: Altını ıslatma, kekelemelik, karın ağrısı, tırnak yeme, parmak emme, kusmalar
Akademik Yönden Tepkiler: Öğrenme güçlüğü, başarısızlık, mücadeleden kaçma, ilgisizlik
Bazı çocuklarda ise özgüven düzeyi orta düzeydedir. Bu çocuklarda gözlenen davranışlar şu şekildedir:
• Bağımlıdır.
• Onay arar.
• İnsanları memnun etme çabası içindedir.
• Destek, yardım ve tavsiye istemekte zorlanır.
Bazı çocuklarda da özgüven düzeyi yüksektir. Bu çocuklarda gözlenen davranışlar şu şekildedir:
• İnsanlarla iletişim kurmakta zorlanmazlar.
• Kendi kararlarını kendileri verir.
• Hayata olumlu bakar.
• Zorluklarla mücadele edebilir.
• Kendini her ortamda ifade eder.
• Toplum önünde rahat konuşur.
• Değişim ve farklılıklardan hoşlanır.
Çocuğun kişiliği, davranışları ve alışkanlıkları 0-6 yaş arasında oluşur. Çocuk bu dönemde ailesi ile iç içedir. Çocuğun özgüven düzeyinde anne-baba tutumları çok önemlidir.

  • Eğer anne-baba mükemmeliyetçi ise onları memnun etmek çok zordur. Çocuk ne kadar çabalarsa çabalasın anne-baba en mükemmelini istediği için çocuk bir süre sonra aşırı kaygı, stres, tedirginlik ve hayal kırıklığı yaşayabilir.
  • Eğer anne-baba otoriter ise çocuklar üzerinde baskı kurarlar. Çocuğun çabalarını görmez ya da çocuğu sürekli eleştirir. Bu durum çocuğun pes etmesine neden olur. Anne-babasını memnun edemeyen çocuk içine kapanır ya da vurdumduymaz davranışlar sergileyebilir.
  • Eğer anne-baba koruyucu ise çocukların yaşam tecrübeleri yaşamalarına izin vermezler. Çocuğun büyüdüğünün farkına varmayıp, onlara bebek gibi muamele ederler. Bu tutumla yetişen çocukların özgüven duygusu çok zayıftır, bir iş yaparken başkalarından yardım beklerler, kendi işlerini kendileri yapamazlar. Çocukta sorumluluk duygusu gelişmez.
  • Eğer çocuk sağlıklı ve etkili anne-baba tutumu içinde büyümüşse sorumluluklarını yerine getirir ve sorumluluk almaktan çekinmez. Çocuğun çabası ve olumlu davranışlarını överler. Anne-baba ile çocuk arasında güçlü bir iletişim vardır.

7 Kasım 2010 Pazar

ZİYA BARAN - HIZLI OKUMA SEMİNERİ

"Hedefi olmayan bir gemiye hiçbir rüzgar yardım edemez. Hedefi olan birisinin ise rüzgar daima arkasından eser. Eğer rüzgar arkanızdan esmiyorsa ya hedefiniz yoktur ya da zihninizde ona ulaşacağınıza dair yüzde yüz bir inanç oluşturmamışsınızdır." ZİYA BARAN
Ziya Baran kimdir?
Ziya Baran bir kişisel gelişim uzmanı. İzmir-Buca'da "Bilgivizyon Eğitim Danışmanlık ve İnsan Kaynakları " Kurumunun sahibi.
Ekim ayı içerisinde Gaziantep Milli Eğitim Müdürlüğü kendisini "Hızlı Okuma ve Anlama Teknikleri" ile ilgili seminer vermesi için çağırmıştı. Ben de hemen seminere adımı yazdırmıştım. 3 günlük bir seminerdi. Kendi adıma çok yararlandığım, harika bir seminerdi. Ziya Baran'ın ismini daha önce duymuştum. Kendisi ile tanışma ve seminerini izleme fırsatı bulduğum için çok mutlu oldum. Öğrendiğim bilgileri öğrencilerime ve çevremdekilere aktarabileceğim. Hızlı okuma günümüzde gerçekten çok önemli. Hem öğrenciler için hem de çalışan, yoğun bir şekilde çalışan, saatleri yetiremeyenler için. 21 gün boyunca hızlı okuma egzersizleri uygulandığı takdirde okuma hızınızda ciddi bir artış oluyor. Ben henüz tam manasıyla uygulayamadım. Ama bugünden itibaren başlayacağım. Herkese tavsiye ediyorum. Ziya Baran'a ulaşın ve kendiniz için bir şeyler yapıyor olmanın mutluluğunu yaşayın. http://www.bilgivizyon.com/ adresinden kendisine ulaşabilirsiniz. İzmir'de yaşayanlar çok şanslı.Eğitim merkezine gidebilir ve çocuklarını gönderebilirler. Çünkü ilköğretim ve ÖSS'ye hazırlanan öğrencilereve tabi ki yetişkinlere eğitim veriyorlar.



Ziya Baran'ın kitaplarından .. Almadan duramadım...

10 Ekim 2010 Pazar

ÇOCUKLARIMIZI EĞİTELİM AMA NASIL?

Anne ve baba olmak dünyanın en zor ve en güzel işidir. Çocuğunuzu çok sevdiğiniz için bütün güzelliklerin onun olmasına çabalarsınız, ama aynı zamanda çocuğunuzun kendi istediği gibi bir birey olmasını değil, hayalinizdeki bir insan olmasını istersiniz. İşte bu ikilem içinde kalıp nasıl davranacağını bilemezsiniz. Onu eğitirken ne şımartmalı ne de aşırı sıkmamalısınız. Peki, bu zor işi nasıl başaracaksınız?


Çocuğunuza hoşgörüyle yaklaştığınızda kazanan taraf hep siz olacaksınız. Çocuklarınızın davranışlarını, inceleyerek onların yetişkin bireyler değil, henüz çocuk olduklarını unutmamalısınız. Hoşgörü çocuğun her yaptığı hatayı affetmek anlamına gelmemektedir. Hoş görülü davranmaktan kastınız, onun neden hata yaptığını anlamaya çalışmak ve ona göre davranmaktır. Yani çocuklarımıza karşı empatik davranırsınız kazanırsınız. Empati; bireyin kendisini karşısındakinin yerine kayarak onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmasıdır. Yani aynı yolda onun ayakkabılarını giyerek yürüdüğünü hissetmektedir. Öylece çocuklarınızın “anne ve babamız bizi anlamıyor şikâyetleri de olmayacaktır.”


Bir gün işten eve geldiğinizde canınız kurabiye yemek istedi. Geçen gün arkadaşlarınızdan aldığınız kurabiye tarifini aynen uyguladınız. Özenle hazırladığınız kurabiyeleri fırından çıkardınız. Hemen tadına baktınız. Ama büyük bir hayal kırıklığına uğradınız. Çünkü tarifi aynen uygulamanıza rağmen kurabiyeler arkadaşınızınki kadar güzel olmamıştı. Demek ki işin bir püf noktası var ve siz onu uygulamamışsınız. Evet, her işin bir püf noktası olduğu gibi çocuk eğitiminin de bir püf noktası vardır; o da sevgi… Çocuklarınızı seviyorsunuz ama sevdiğinizi ona hissettirebiliyor musunuz?


En son onlara sevdiğinizi ne zaman söylediniz. Çocuklarımızın anne ve babalarından şikâyetleri var. Çocuklarımız şöyle diyor;”Bizi, onların isteklerini yaptığımız zaman veya başarılı olduğumuz zaman seviyorlar. Oysa bizi biz olarak sevmelerini istiyoruz.”İşte onları karşılık beklemeden bizim çocuğumuz oldukları için sevdiğimiz zaman daha mutlu olacaklardır.


Eğitim binasının temeli ise, mutlaka saygıyla dayanmalıdır. Çocuğunuza saygı göstermeyip, ondan saygı beklemeye hakkınız yoktur. Çünkü onlar sizin söylediklerinizden çok yaptıklarınızdan etkilenmektedirler.


Çocuğunuza karşı sergilediğiniz saygısız davranışlar, ona size karşı saygısız davranma hakkını verecektir. Onların bir birey olarak saygıyı hak ettiklerini kabul ederek buna göre davrandığınız zaman kazanan taraf mutlaka siz olacaksınız.


Sonuç olarak; bir gül fidanı nasıl havaya, suya, ışığa ve toprağa muhtaç ise çocuğunuz da mutlaka sevginin, hoşgörünün ve karşılıkla saygının olduğu mutlu bir aile toprağına muhtaçtır.


En kıymetli çiçeğiniz olan çocuklarınızı topraklarda büyütmek dileğiyle…

8 Ekim 2010 Cuma

ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR

EĞER BİR ÇOCUK
SÜREKLİ ELEŞTİRİLMİŞSE, KINAMA VE AYIPLAMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
KİN ORTAMINDA BÜYÜMÜŞSE, KAVGA ETMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
ALAY EDİLİP AŞAĞILANMIŞSA, SIKILIP, UTANMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
UTANÇ DUYGUSUYLA EĞİTİLMİŞSE, KENDİNİ SUÇLAMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
HOŞGÖRÜYLE YETİŞTİRİLMİŞSE, SABIRLI OLMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
DESTEKLENİP YÜREKLENDİRİLMİŞSE, KENDİNE GÜVEN DUYMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
ÖVÜLMÜŞ VE BEĞENİLMİŞSE, TAKDİR ETMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
HAKKINA SAYGI GÖSTERİLEREK BÜYÜTÜLMÜŞSE, ADİL OLMAYI ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
GÜVEN ORTAMI İÇİNDE YETİŞMİŞSE, İNANÇLI OLMAYI ÖĞRENİR.
EĞER BİR ÇOCUK
KABUL VE ONAY GÖRMÜŞSE, KENDİNİ SEVMEYİ ÖĞRENİR.

EĞER BİR ÇOCUK
AİLE İÇİNDE DOSTLUK VE ARKADAŞLIK GÖRMÜŞSE, BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.

Benim veli toplantılarımda velilerime sıklıkla bahsettiğim bir konudur bu. Bu dünya da en çok sevgiyi hak edenler çocuklarımızdır; bir lokmacık sevgiyi onlardan esirgemeyin lütfen..