30 Haziran 2013 Pazar

Filling the blanks..

Bu sene ne çok ayrı kaldık biz.. Baba-kız, anne-baba, baba-çocuklar.. Babası önce hastalanmıştı, kış henüz bitmemişti.. Hastanede kaldığımız sürede ayrı kaldık, biz hastanedeyken o can dostumuzun evindeydi.. Keyfi gayet yerindeydi, hatta telefonla bile konuşmak istemiyordu ki gelip onu almayı teklif etmeyelim. Sonra iyileştik, evimize döndük.. Babacık 1 haftadan az da olsa umreye gitti.. Hem ziyaret hem ticeret gibi.. Bu sefer kardeşi ve ben evde kalıp zaman zaman birbirimizi yiyince kıymetli oldu ayrılıklar. Normalde de yapmasına izin vermeyeceğim herhangi bir şey için babası yokken "hayır" dediysem "babaaaaa" "babamı özledim" diye aglamayı ögrendi mesela.. Çok sinir bişeydi kesinlikle. Başlarda ben bile bir durup düşünüyordum, "Rabbim, ne kadar da gaddar bir anneyim" dediğim bile oluyordu. Ama sonra bunu pek bir güzel kullandığını görünce sökmedi bu numara.. Uzun sürmedi neyse ki.. Sonra döndü babacık, pek sevinçle karşıladık dönüşünü..

Babacık yokken beklediğim kadar çok yoğun bir "özledim" durumu olmadı. Birkaç ufak birkaç da büyük kriz.. Fotograf da onlardan iki tanesine örnek.. Babası yokken akşamları AliMahir uyuduğunda onu ve en çok da beni rahatlatan yegane aktivitemiz resim yapmaktı. Sayısız resim çizdik birlikte ve boyadık.. Bu onlardan biri. Baba-kız resmi.. "Sen çok güzel çiziyorsun anneciğim" deyip tarif ettiği resim. O tarif etti ben çizdim. Çizim bittiğinde de; "Hah! Tam hayal ettiğim gibi olmuş" dedi.. İkinci fotograf ise yine babasını çok özlediğini söylediği bir gece uyumadan önce ona gece uykusunda babasının gelip kulağına birşey fısıldayacağını ve hatta avucuna bişey koyacağını söyledim. Bunu yaparken yüzüm kızarmadı değil hani ama nasıl heyecanlandı ve inandı anlatamam..Gece oldu ve ben de bu minik kalpçiği çiziverdim. Sabah uyandığındaki tatminkar ve bir o kadar babasının verdiği sözü tutacağına dair gururlu duruşu görülmeye değerdi. Kesinlikle. Gözlerini kocaman açıp "baaak gördün mü, babam gelmiş gece. avucuma ne yapmış baksanaaa! " deyişini unutamayacağım sanırım. Hele ki dağınık biri olarak çocugun avucuna çizdiğim kalemi yatagın hemen yanıbaşına bırakıverme hatama bile kendince bir kılıf bulmuştu. "Baak hem de benim boyamı kullanmış annecim, kalemi de yatagımın baş ucunda unutmuş, baksanaaa.." :) çok güldük çok duygulandık.. pek acıdık sardık sarmaladık. İnanılmaz motive oldu tatlım benim.. 
Elbette bunların dışında en önemli  yardımcımız evlatlarına hiç ama hiç kıyamayan anneannecik ile dedeciğin gelmesiydi..  Onlar olmasaydı eminim ki daha sancılı geçerdi bu süreç zira ben her ikisine de enerji olarak yetemeyebilirdim. Onların gelişi hayatımıza renk kattı diyebilirim.. 
Babası gittikten sonra bir hafta kadar başbaşa kaldık. AliMahir henüz pek minnak ve az huysuz... Daha az zorluyordu nitekim.. Okuldu, gezmeydi tozmaydı hallettik. Sonra da anneanne ve dedeli hayatımız başladı. Bazen okula bizimle geliyordu annem ama genelde evde bizi bekliyor oluyordu. Ya taze süten yapılmış yogurtla, ya yerleştirilirken gördüğümüz pazar poşetleriyle ya da mis gibi tertemiz evde leziz yemekleriyle bekliyordu bizi. Sagolsun... Bazen rahat yemek yiyeyim diye tam sofraya oturdugumuzda uyanan AliMahir ile ilgilenmesi.. Bazen biz anne-kız başbaşa vakit geçirelim diye evde sağdığım sütü içirip "Acele etmeyin, keyfinize bakın.." diye rahatlatması... Akşam üstü yorgun argın geldiğimden itibaren SalihaBetül'ün tüm sorumluluğunu kendiliğinden alıp sabırla sakin sakin her dilediğini getirmesi.. Otoritemi sarsmamaya dikkat ederek... Kendilerini SalihaBetül'ün babasının yokluğunu hissettirmemeye adayan iki güzel yürektiler.. Her gece yatmadan önce sabırla 2-3-5 hatta 7 kitap okudugunu bilirim.. Allah her ikisinden de razı olsun.. Sayelerinde BilgeEce ve teyzemize de doyduk. Onlar da en az anne-babam kadar kendilerini bize o yokluğu hissettirmemeye çalışmaya adamışlardı. Sık sık görüştük, hasret giderdik. Bir oluverdik. Onlar da çok çok sağolsunlar.
Babamız geldikten sonra doğum izni biten ve tekrar işe başlayan kardeşime destek için gitti fedaka anne-babam.. Kardeşim okulu köy okulu oldugundan rahatlıkla BilgeEce'yi yanında götürebiliyordu. Biraz da orada kalıp tekrar bize geldiler. Çünkü SalihaBetül'ün erteleyip durduğumuz geniz eti operasyonu vardı.... O konuda da yardım ve desteklerini sonuna kadar gösterip bu akşam evlerine döndüler. Geniz eti, bademcik, sünnet konusunda da ayrı bir kayıt yazacağım.. Umarım fazla uzamaz :)
Yazının anafikrine gelirsem; duygularını sözlü olarak ifade etmekte epey zorlanan biri oldugumu 30 yaşımdan sonra farkettim.. İnatçılığımı ve zaman zaman huysuzluk ettiğimi farketmem de çok fazla olmadı.. Ama şunu çok iyi biliyorum ki ailem bu dünyada sahip olabileceğim en büyük zenginliğim. Umuyorum ki bir ömür boyu bu zenginliğimin kıymetini bilen, evlatlarımı da bu zenginliği farkeden insanlar olarak yetişrtirebilirim. Hayatımda çok büyük bir boşluğu doldurdukları için hepsine çok teşekkür ederim. Allah kötü niyeti ve niyeli insanları bizden uzak tutsun.. amin..

21 Haziran 2013 Cuma

Önce bir kısa teaser, sonra ayrıntılı haberler...

Bitti sandınız di mi.. Bitti evet artık yazmayacak.. Yoo yok öyle bişey. Sadece son günlerde epey yogun günler geçirdik,  biraz yorulduk, genellikle eğlendik, nadirattan canımız sıkıldı, daraldık... Nerden başlayacağız bilemiyorum ama tek derdimiz bu olsun deyip hatırda kalması istenenlerle devam edeceğim.. Çocuklarımın günlüğü hatrına.. Bana 4 seneden sonra salmışsın koyvermişsin demesinler diye :) İstikrarı korumak adına...

Daha dedecik ve anneannecikle nasıl güzel günler geçirdiğimizden bahsetmedim.. Babacığı özleme krizlerinde uyguladığımız terapilerimizden de.. Sonra bol bol piknik yaptık. Hani ayrıntı veremesek de bazı güzel kareleri paylaşmalı bence.. Derken sonra babacık gelecek. Babacık gelir gelmez SalihaBetül su çiçeği çıkaracak. O su çiçeginde henüz 4. gündeyken çok çok önceden planladığımız ama kendi adıma istemeye istemeye gidip pek keyif aldığım Ürdün seyahatimiz var.. SalihaBetülsüz ilk seyahatimiz...Dönüp 1 hafta sonra yıl sonu gösterisinde nasıl duygulandığımı da anlatmadım henüz. Babasının nasıl keyifle seyrettiğinden de bahsetmedim. Ah hele hemen 1 hafta sonra küçük AliMahir'in abi oluşu var.. ki hep neşeli olmadığımız anlarımızdan olur kendisi. 3 gün 3 gece uykusuz kaldığımız sünne mevzuusu.. Aah ah. Velhasıl devamının en en en kısa zamanda geleceğinden emin olabilirsiniz :)

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Şükür..




Hiç üstüne düşmedim, evde çalıştırmadım, ne durumda diye öğretmeni ile görüşmedim.. O ise usul usul çalıştı, devamsızlık yaptığı günlerde kendi kendine fazladan okumak isteyip kimseyle arayı açmamaya çalıştı.. Hele son gün, yani sınıf arkadaşı AyşeHafsa cüzünü bitirip Kuran okumaya geçince, "bugün iki sayfa okuyalım, ben artık Kurana geçmek istiyorum" diye hırs bile yaptı. Kendi tabiri ile öğretmeninin ağzını açık bırakarak şaşırttı.. Benim ağzım mı; gögsünün üzerine yapıştırdıkları yıldızla içeri girince epey bir süre kapatamadım. Şaşırdım çünkü gerçekten hiç beklemiyordum.
Sonrasında günler geçti, kitabın yüzüne biraz daha ısındı gözleri, gönlü.. sıra partiye geldi. Hiç bir özel isteği olmadı, sigara böreği ve kurabiye yapmam hariç :) Yaptık sigara böreğini de kurabiyesini de. Pastasını da o güne özel yaptırdık. Keyfine diyecek yoktu. Babası olmadığı için üzülecekti ama teknoloji sağolsun, bir ekran kadar uzağımızdaydı. Aramızdan birinin görevi babaya telefondan canlı yayın yapmaktı. Başı hariç tüm programı izleyebildi. Anneanne, babaanne, dede, teyzesi, BilgeEce ve AliMahir ile maaile hazırdık. Hepimizi yanında görmek eminim ki onu çok mutlu etti. Bir ayet okudu, ardından ne anlama geldiğini söyledi. Sonra gayet uzunca bir şiir okudu, ve hemen ardından babasının en en en sevdiği küçücük örümcek şarkısını söyledi. Babasını her koşulda ağlatabilen en sevdiği şarkısını.. Mutluydu, özellikle herkesin onun için hazırladığı hediyeleri açarken. En çok da teyzesinin hediyesi pembe Kuran ı sevdi, okşadı, sayfalarını sevdi.
Okuma merakı sevgisi hala yüksek dozda devam ediyor. Şimdi heceleyerek de olsa okuyor. Okuyor olması ile pek ilgilenmiyorum esasen, ama Kuranını keyifle kucaklamasından, içinde yazılanlarla ilgili gözleri pırıl pırıl konuşmak istemesinden dolayı ziyadesi ile mutluyum. Umutluyum..  Diliyorum ki içinde yazılanlarla ilgili merakı hiç bitmesin, hayatını onu okumaya, anlamaya ve anladıkları ile de yaşamaya adasın. Okuduklarının değiştirdiği örnek insanlardan olsun.

14 Mayıs 2013 Salı

Detoxification

Günlerin akıp gidiyor olmasından şikayet etmeyeceğim artık. Ne yapalım, bazen böyle oluyor.. Geçtiğimiz haftalarda ne güzel günler geçirdik, ne güzel yerlere gittik unutmadan bahsedeyim de, en azından hatıralarımızda kalsın..
Mesela bir hafta sonu günlerin tüm zehrini akıttık, attık üzerimizden.. Harun'un babaannesinin köy evine gittik. Aman ne eğlendik, ne dinlendik, ne keyif aldık anlatamam..C.tesi Eşme sahilinde yenilen mis teyze yemeklerinin ardından güne yeşillikler içinde devam ettik. Adapazarı Kuzuluk civarında içinden buz gibi bir dere geçen, mis gibi havası olan, anneannenin kahvaltıya yaptığı gözlemeler vesilesi ile de epey lezzetli bir köydü.. SalihaBetül fotografta görüldüğü gibi yer sofrasının başına geçti, eline aldı oklavayı hamur açtı ve börek yaptı. Gayet başarılıydı bence. Çok keyif alması da cabasıydı. Sonra afiyetle yemesi de bana armağanıydı.. Her nedense yemekle ilgili sorunu olmasa da yediğini görmek keyif veriyor bana da, her anneye oldugu gibi.. Neyse işte günümüz yemek yemek, yemek hazırlamak, mis havayı içimize çekmek ve midi boy bir trekking yapmakla geçti. En keyiflisi annem duymasın ama gözlemeler değil derenin içinden yürüyerek yaptığımız yürüyüştü.
Varolduğu söylenen ama neredeyse 1 saat yürümemize rağmen bir türlü ulaşamadığımız şelaleye giderken neler görmedik ki.. Kaplumbağa, kirpi, kurbağa ve hatta yengeç.. Aldığımızdan beri giymekten pek keyif almadığı crocs ayakkabılarını ayağından hiç çıkarmadı ve ayakkabıları alan babasına şarkılar mırıldandı. Benim babam çok tatlıdır,
herkesin ayağına taş batarken benim ayağıma hiç taş batmaaaaz,
çünkü benim tatlı babam bana bu tatlı ayakkabıları almıştııııır..
lay lay lom :)
AliMahir de slingte gayet keyifliydi. Bu bizim ilk bu kadar uzun sling gezimizdi, son da olmadı. Pek severek geziyoruz hala .. Yol boyu etrafı inceleyip kıpırdayan yapraklara baktı, sonunda yorgun düşüp uykuya daldı. Ne güzel bir haftasonuydu. Sayesinde haftaya da güzel başladık. Haftaya güzel başlamamızın 1 mayıs vesilesi ile hafta ortasında tatil olması ile de alakası vardır belki bilemiyorum. Resmi tatil olmasından dolayı çalışmayacaktık, fakat biz ne yaptık ne ettik doldurduk o günü de.. Sabah tiyatro gösterisi vardı okulda, tüm çocuklar çok keyifle seyrettiler, pek tabi AliMahir'e anneannecik bakarken ben de keyifle seyrettim. Sonra doluştuk arabaya, şehirden kaçarcasına attık kendimizi Sapanca taraflarına. Uçsuz bucaksız sarı çiçeklerin olduğu kırlarla bezenmiş yollardan geçerken daha fazla dayanamayıp durakladık.. Ne güzel bir havası vardı oraların. Çoluk çocuk yayıldık çimenlere, hiç ayrılmak istemedik. Geze dolaşa daha önce gittiğimiz balık çiftliğine vardık. Akşam kovana kadar da oturduk. Bir o kadar keyifli eğlenceli dinlendirici ama benim için bir o kadar da yorucu bir gündü.. SalihaBetül ilk kalici diz yarasını edindi malesef, yine ata bindi. Kendi istegi ile doyamadan üstelik.. Çok eğlendiler çoluk çocuk, tam detoks oldu bize.

Bahar hatta artık yaz geldi ya, doyamayız çayır çimene.. Daha nice güzel detoksların,babacığa kavuşmanın, SalihaBetül için çok önemli olan Kur'an partisi ve anne katılım gününün yazılarında buluşmak üzere hoşçakalın, hoşçakalalım..

25 Nisan 2013 Perşembe

Uzun Özet

İlk hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti demiştim, ilerleyen haftalar da fena değildi. İyi idare ettik, ediyoruz. Buraya yazdığımın haftasonu anneannecik ve dedecik geldiler.  Sürpriz olsun şaşırsın diye söylememiştim SalihaBetül'e. Görünce inanılmaz sevindi. Sabah erkenden henüz yataktan kalkmamışken onları karşısında görünceki sevinci unutulmazdı. Biz hoşgeldin sohbeti yaparken İstanbul'dan çok sevdiğimiz arkadaşım Duygu ve oğlu HakanDeniz geldiler. İnternette başlayıp dostluğa dönüşen bir ilişkiydi bizimki. Her yüzyüze görüşmelerimizde daha da iyi hissediyor ve tespitimde yanılmadığımı görüyorum. Gözleri pırıl pırıl Deniz ile de ilk kez tanıştık. Nasıl tatlı bir çocuk, Allah hepsini iyi insanlarla karşılaştırsın.. Biz oturup sohbet ettik, çocuklar odada vakit geçirdiler. SalihaBetül ilk defa tanıştığı insanlara karşı pek misafirperver ve girişken, pek çekici ve eğlenceli bir çocuk değil. İş kaynaşana kadar, kaynaştırıldıktan sonra gayet uyumlu ve eğlenceli olabiliyor.. Yine farklı olmadı. Biraz kız-erkek oyunları ve oyuncaklarının farkı sebebiyle, biraz az evvel bahsettiğim bizim kızın halleri sebebiyle başta sıkıntıya girdiler. Neyse ki dedecik imdada yetişip ikisini de parka götürdü. Park yeni tanışan ve kaynaşmak isteyen çocuklar için en ideal mekan bence.. Bir kere paylaşmak diye birşey yok.. Yani oyuncaklar hiç kimsenin değil, hiç kimse bir diğerinden fazla sahibi değil park oyuncaklarının. Hatta bence oksijenin ve bastıkları toprağın bile olumlu etkisi var.. Velhasıl bizim bıdıklar parkta epey oynadılar kaynaştılar, Allah dedelerinden razı olsun. Anneannecik de biz sohbet ederken bize yemek yaptı, hep birlikte çocuklar parktan gelince oturup sohbet ede ede yedik. Ne güzeldir yemek sohbetleri. Ben çok severim, yine pek güzel sohbet ettik. Dedecik sağolsun bu kez bebeleri odadaki kara tahtanın önünde eyledi. Sonradan öğrendim ki 62 den tavşan yapmayı öğretmiş; gülümsedim:) Sonra Derya Teyze geldi, biraz da onlarla oturduktan sonra SekaPark'a doğru yol aldık. Klasik misafir turumuz:) Biz kahvelerimizi içip sohbet ederken AliMahir mışıl mışıl uyudu; çok şükür.. Çocuklar da lalelerin içinde yeşilliklerde koşup durdular. Çok kalabalıktı, meğer sonradan öğrendim ki lale şenliğinin oldugu günmüş.Ayrılık vakti geldiğinde ise çocuklar çok yorgundu. Ben ise çok güzel bir gün geçirmenin verdiği mutluluk içindeydim. Ne iyi olmuştu görüşmemiz, ne mutlu olmuştuk. Eve döndüğümüzde BilgeEce ile biraz oynadık, epey geç saatte uyuduk. Neyse ki anneaanecik vardı, krizsiz ya da az krizli atlattık günü. 
Günler anneanne ile güzel geçiyor. Ne de olsa kahvaltıda sohbet edebiliyorlar. Araya bir AliMahir mızıldaması girmiyor. okuldan gelince parka gidebiliyorlar, biz okuldayken yemekler pişiyor, evin işleri bitmiş oluyor. Hele akşam kitap okumaları, anne ile 2 olan bazen en fazla 3 e çıkan kitap okuma seansı, anneanneciğin bu işten epey keyif alması sayesinde birsürü kitaba çıkabiliyor. Kikirdeyerek uykuya dalana kadar anneanneciğin ona yatakta eşlik etmesi de cabası. Keyif alınmayacak gibi değil yani.. Hal böyleyken pek ballı lokma araları.. 10 nisan anneanneciğin doğum günü için biz de mis kokulu frezyalarla geldik eve. Çiçekleri arkamızda saklayıp anneanneye verdik, sonra dooooğru mutfaga girdik. Mis gibi tiramisu yapıp dolaba attık. O kadar hızlıca yaptık ki anneanne neredeyse farketmedi bile. Yemekten sonra da mum bulamayıp tealight ile pastayı içeri getirdik, bir üfleye bir söndüre kutladık doğum gününü.. O hafta içi klasik okuldan eve evde okula modundaydı, şükrettik.. 
C.tesi maaile babaannecik de dahil olmak üzere Sakarya'ya gittik, Derya teyzeye. Eşme'de Sapanca gölünün kıyısında Harun'un da anne-babasıyla çok güzel bir piknik yaptık. Sağolsunlar çok güzel yedik içtik güldük sohbet ettik. SalihaBetül top istedi, top oynadı, çimenlerde yalın ayak gezdi, fakat bence bu pek iyi bir fikir değildi.. Yakındaki parka gitti, çocuklarla kaynaştı, hertürlü evcil ya da sokak köpeklerinden korktu. AliMahir ise maşallah mışıl mışıl uyudu açık havada. Çok yakın mescit vardı, arada gidip emzirme molası verdik teyze ile. Akşam da Sakarya'da kaldık. Salihaçok keyifliydi. BilgeEce'nin yatağında onun kitabı ile uyudu. Pazar teyzenin ekşi maya ekmeğinin başrolü oynadığı enfes kahvaltısının etkisinden bir türlü çıkamadık, akşam evimize döndük.. Döndük ama Pazartesi sabahı felaket bir bademcik ağrısı ile uyandım. Tam 1 haftada atlatamadım. İlk iki gün ateşim dahi çıktı. Neyse ki annem vardı ve bana bomba gibi bakıp, beni ayaga kaldırdı. Yeniden..
Ayrıca günler hızlıca geçmekte.. SalihaBetül her gün babasının ne zaman geleceğini sormakta. Bazen hasreti depreşiyor mesela.. Kombinin üzerindeki birlikte çekildikleri fotograflara bakıp "babamla baska fotograflarımız var mı?" diye soruyor.. Onu özlediğini dillendiriyor. Biraz daha depreşirse hasreti günleri sayacağı bir liste hazırlamayı planlıyorum. Neyse ki hemen her gün görüntülü konuşuyorlar. Saat farkı sebebiyle genelde okulda öğle yemeğinden çıktıkları vakitte müsait oluyor babası ve bu da bizim işimize geliyor. AliMahir ise günden güne büyüyor. Nasıl hızlı geçiyor zaman demeden edemiyorum. Önüne birşey uzattığımızda tutmak istiyor mesela. Yere yorganını atıp yatırdıgımızda ise dönmek.. Şimdilik sadece saat yönünde dönüyor ve bazen yarım dönmeye yelteniyor. Uykusunun geldiğini haber veren sinyalleri var mesela. Ee ee diyerek mızıklıyor. Ağlamadan ziyade mızıklama şeklinde .. Ağlarken hala ıngaa diyor, o halleri çok güldürüyor.Sabah uyandığı vakitlerde ve gün içerisinde altı temiz karnı tokken pek neşeli pek keyifli.. Ben de burdayım der gibi sürekli çığlık kıyamet.. Büyüyor velhasıl. Babası bu duruma pek içerliyor ama tutamıyoruz ki zamanı; akıp gidiyor ve büyüyor.. Büyüyorlar.

Her ne ise biraz daha yazarsam rekor kıracağım herhalde..Bir daha bu kadar ara vermeden biriktirmeden devam etmek gerek yola.. Kaldı 31 gün

5 Nisan 2013 Cuma

Babasız İlk Hafta Raporu

Babacık gitti. neredeyse 1 hafta olacak. Günler geçmek bilmez endişesi yaşarken nasıl da geçiverdi bu hafta.. bir çırpıda.. Saatlerin ileri alınmasının etkisi var mı bilmem.
Babasını ugurladığımız akşam eve dönüp uyku öncesi  hazırlıklarımızı yaptık. Kitap olarak baba-kız en birlike en severek okudukları Tostoroman ı seçti. "Çünkü Tostoroman bana babamı hatırlatıyor" dedi. İkinci bir kitap seçmedi, ki her akşam kaç kitap okunacağı üzerine uzun müzakereler yapılıyor.. Tostoroman ı okuduk, "ikinci kitap seçmeyecek misin" diye sordum. "Bir kere daha Tostoroman okuyalım" dedi. peki dedim. Daha ilk sayfada "babam gibi okuyamıyorsun sen" deyip aldı elimden. Bir yandan da hüngür hüngür ağlamaya başladı.. şaşkınlıktan bakakaldım. Sarılıp teselli ettim. Neyse ki ne zamandır istediği kitabı sipariş etme fikri bir süre de olsa uzaklaştırdı bu hüzün halinden.. Hala ara ara krizleri tutuyor ama ben henüz bunları kriz olarak algılamıyorum. Günler bize güzel şeyler getirsin, ne diyelim...
 Zavallı iki numaranın henüz hiçbir şeyden haberi yok. Ablası ile her türlü maymunluğa gayet uyumlu... SalihaBetül'ün içinde olduğu her işte zaten bir muziplik var.. Öğretmeni onu kısaca "muzip bir çocuk" olarak tanımlıyor. Fotografta da görüldüğü gibi ablasının izinden emin adımlarla gidiyor AliMahir.. Yani bakmayın üstteki fotografta somurtuk çıktıgına. Bu somurtuk fotografı çekene kadar göbegimiz çatladı.  Objektifi her gördüğünde ya kafasını çevirdi ya da ağzını aça aça güldü :) 3 aylık bebeken biyometrik fotograf isteyen zihniyete diyecek lafım yok, gereksiz masrafları bir yana, minik taze gözlerine gereksiz patlayan flaşlar... Başa gelen çekildi velhasıl.. Bunların yanı sıra hemen herkesi bir türlü tamamen terketmeyen sebepsiz öksürenler kervanına kısa bir süreliğine AliMahir de katıldı.. Erken farkedilen geniz akıntısını bitirebilmek için 3 ayını henüz doldurmuşken ilk şurubunu da içti AliMahir. İki numaralar bu konuda biraz şanssız mı ne.. Şimdi daha iyi.. her ikisi de.. Günler böyle geçerken babacıkla internet sıkıntısı yaşamadan istediğimiz zaman her türlü iletişimi kurabilmek hasretimizi azaltıyor. Elbette kucaklamaya benzemiyor ama en azından birbirimizi görebiliyoruz. Geçen seyahatinde telefonunu çaldırdığını hatırlayıp binlerce şükrediyoruz... Dört kişi sığamadığımız yatağımızda 3 kişi yayılmanın keyfini çıkarıyoruz. Meğer ne büyük yer kaplıyormuş babacık :)) Şaka elbette... 51 gün kaldığını düşünürsek o ohooo bitmiş bile diyebiliriz.. miyiz? kazasız belasız atlatığımız ilk haftamızın kısa özetini geçtim. Saygılar sunarım :) Programımıza bundan böyle tekrar bir araya gelen geniş ailemiz ile devam edeceğimizi bildirmekten gurur duyarım.. Pazar günü sürpriz var yani ;)

29 Mart 2013 Cuma

İçimden geldiği gibi

Babasının valizine girip isyan eden bebek!
Günler nasıl da hızlı ilerledi benim için son günlerde. Zamanı tutamamak diye bir şey var gerçekten. Eşimin gimesine sayılı günler kaldı. Dönmesi epey uzun sürecek, o günler sayılacak gibi değil. 57 gün.. Bol sabır çekeceğe benziyoruz. Allah sağlıkla sıhhatle dönmeyi bize kavuşmayı nasip etsin.
Daha fazla tatsız konulara değinmek istemiyorum. Abla-kardeş araları pek ballı lokma tatlısı son günlerde. Bin şükür.. Sabah okula giderken evden çıkmamız epey zaman alıyor, cünkü bıcırık AliMahir sabahları öyle mutlu uyanıyor ki, oyun seansını bir türlü bitiremiyoruz. Bize de aguluyor, gülücükler veriyor ama ablasını görür görmez yüzünün gülleri açıveriyor. Başlıyor çığlık çığlığa sesler çıkarmaya.. Bırakıversen konuşacak sanki.. Ayrıca ilk sesli kahkahasını da duyurdu geçtiğimiz hafta. Ablası gibi 3 aylık olmasına birkaç gün kala yine ablası gibi bir hapşırık sesine güldü kahkahalarla. Biz de güldük onunla birlikte. O gün bu gündür hapşırıyoruz :) Dil çıkaranlara da dil çıkararak karşılık veriyor.
AliMahir de ablası gibi çok mutlu ve sorunsuz bir bebek çok şükür. Gaz problemi yaşamadan, pek ciddi uykusuzluk sorunları çekmeden geçti, geçiyor günlerimiz. Sabah kurulu saat misali hep birlikte 08:30 gibi kalkıyor bol yatakta oynaşmalı, ardından ipin ucunu kaçırıp geç kalmamızdan dolayı "hadiii" li anlar yaşıyoruz. Bazı günler okula geç bile kalıyoruz. Hele evden arabaya kadar yürümemiz kabus gibi. Kendi çantam, AliMahir'in çantası, bilgisayar çantam kucagımda da AliMahir. Botlarımı nasıl giyiyorum sormayın.. hayal edin... Okula gidince sıcak odamızda alıyoruz solugu, merdivenlerden herkese günaydın diye diye çkıyoruz en üst kata. Herkese verdiği gülücüklü pozlar sebebi ile çoktan kendini alıştırmış durumda minik bey. Odaya çıkıp alelacele emzir uyut seansı başlıyor. Neyse ki epey uzunca bi ikinci sabah uykusu var. Aynı istikrar malesef öğleden sonra sürdürülemiyor. Daha kuş uykusu kıvamında biraz bölük pörçük oluyor öğleden sonra uykuları. Bu durum akşama kadar böyle devam ediyor. Yemek yaparken mutfakta, iş yaparken bazen ablası ile agulamada bazen ise salonda bizim yanımızda duruyor, fakat sürekli laf bekliyor. Asla yalnız kalmaktan hoşlanmıyor. Kucak değil kasdetiğim, istediği sürekli birilerinin onunla konuşması, laf yetiştirmesi..Yemekte de mutfakta bizimle, mama sandalyesini eğik pozisyona getirip 4 kişi yiyoruz yemeğimizi epeydir. Bu zamanlarda SalihaBetül biraz daraltıyor beni çünkü sürekli onu konuşturma güldürme durumunda. Yemek yemeyi unutturacak kadar.. İdare ediyoruz işte birbirimizi.
Sonra akşam uyku öncesi ritüelleri.. En son pijamaları da giyip kitap okumaaya geldiğinde sıra kuş uykulu AliMahir mutlaka ve mutlaka uyanıp kendini dahil ettiriyor o kitap okuma seansına. ve öyle güzel dinliyor ki bizi.. Her akşam iki kitap okuyoruz SalihaBetül'e. ardından o bize okuyor illa. Bazen kandırıyorum itiraf edeyim, ama bu uyku öncesi ritüelleri uzadıkça uyuma zorlaşıyor malesef. İkisi de gece uykusuna geçiyorlar böylelikle deyip tatlıca bitirmek isterdim bu hikayeyi ama kuş uykulu AliMahir bir uyuyup bir uyanıyor. Buna da şükür, neyse ki 11:00 gibi gece uykusuna geçebiliyor. SalihaBetül ne zaman düzenli uykulara geçti anımsayamıyorum cünkü bunları yazmamışım ama bir dönem gece tam 04:00 de uyanıp aglamadan agulayarak bizi uyandırdıgını iyi hatırlıyorum. Geçti gitti unutuldular birer birer. AliMahir cephesinden şimdilik bahsedeceklerim bu kadar. Yarın 3. ay kontrolü yapılacak. Büyümüş oldugundan eminim çok şükür, umarım sağlığı da iyidir. Ha bir de mayıs sonunda yapacağımız minik bir seyehat için pasaport çıkarmamız gerekecek. ilk fotografı üstelik biyometrik fotografı da yarın çekilecek. Nasıl olacak şimdiden gülümsetiyor gireceği haller :)
Yeni hobimiz ailecek dil çıkarmak
SalihaBetül cephesinde ise neyse ki olumsuz birşey yok. Okulda gayet mutlu. Artık Kur'an ı arapça harflerle okuyabiliyor. Epey şaşırtıcı bir gelişme oldu bizim için çünkü hiç beklemediğim birşeydi. En kısa sürede partisini de yapacağız inşallah. puzzle aşkı yerini çıkartmalı kitaplara bıraktı. Bir de farklı kültürler, coğrafyalar ve diller.. "Dünya çocukları atlası" isimli farklı kültür ve ülkelerin çocuklarından bahseden bir kitap almıştım. Hergün birkaç sayfa okuyup ülkeler dünyamız yaşadığımız ülke hakkında konuşuyoruz. Bence başarılı bir yayın, keşke boyuu biraz daha büyük olsaymış.. Hepimizin kardeş oldugundan farklılıklardan zevk alarak da barış ve güven içinde yaşamamızın mümkün oldugundan konuşuyoruz. Dünya seyahati isimli çıkartma kitabından birkaç tane çocuk giydirip konuşmamıza devam ediyoruz. Kardeşi olmadan kardeş olmak da bahsettiğimiz konulardan biri. Büyüdükçe beni daha iyi anladıkça paylaşımlarımızın keyfine diyecek yok. Elbete hep güllük gülistanlık değil hallerimiz.. Hırımız gürümüz hiç mi yok; olmaz mı? Kamufle ediyoruz unutuyoruz oluyor bitiyor. Unutmadan yazmalıyım ki ilk kez kuaföre gidip saçlarını kestirdik. Doğdugundan beri uçlarından birkaç sefer kesmiştik ama malesef hala çok sağlıksız ve cansızdı saçları. Pek kolay olmasa da ikna edip kestirdik saçlarını. Kuaförde zıp zıp zıpladı heyecandan. Zor ikna oldu ama çok sevdi yeni saçlarını. Arkadaşları da begenilerini dile getirince keyfi hiç kaçmadı; neyse ki... Bunların yanı sıra bazı geceler o yattıktan sonra odasındaki yazı tahtasına sabah uyandıgında onu mutlu edecek bişeyler çiziyorum ve "günaydın" "seni seviyorum" "sen okuldayken seni çok özlüyorum" gibi kısa mesajlar yazıyorum. O kadar seviniyor ki, bu gece bana ne çizeceksin/bişey çizecek misin anne? diye kikirdeyerek yatıyor. Sabah da benim çizdiklerime illa bir ekleme yapıyor kendinden. Kolye çanta taç gibi :) Süs konusunda bana çekmediği kesin ;) Epeydir bu kadar uzun bahsetmemiştim çocuklardan,  blog yazmak zahmetli ve emek isteyen bir iş. Böyle baştan savmaymış gibi olunca içime sinmiyor, birikince ve yazamayınca ise çok üzülüyorum. Neyse başımdan savmıyor hissederek yazıyorum diyerek avutuyorum kendimi.  Yazdım rahatladım işte..


19 Mart 2013 Salı

Oyuncak vs.

Kardeşi oyuncak etmeyi konuşmuştuk evren'in blogunda. Bizim evde de en en favori oyuncak elbette ki AliMahir.. Bu fotografı çekeli epey olmuştu ama yazamamıştım bir türlü..  




















Ben mutfakta yemek yaparken yavrular da yanımda oyalanıyorlardı; biri mama sandalyesinde aguluyor, bazen mızıklıyor.. diğeri de kah bebekleriyle oynuyor, kah mutfak masasında resim yapıyordu.. Bazen bana yardım edip bazen de mızıklayan minik kardeşinin yanağını baş parmağı ile okşayarak sakinleştiriyordu. -Evet en güzel ablası sakinleştiriyor onu; çok güzel bence..- Ben de yemek yaparken harala gürele arada onları seyredip keyifleniyordum. Bazen de "in kızım kardeşinin tepesinden" adlı bir milyonuncu uyarımı tekrarlıyordum. Derken arkamı döndüğümde gördüğüm bu manzara sesli bir şekilde kahkaha atmama sebep oldu. Pek sevgili rapunzelin saçlarından peruk yapmış kel kardeşinin saçlarına.. Nasıl kikirdediğini anlatamam.. Bunun dışında hatıra olsun, ileride hatırlayalım.. Kardeşi dışında en en sevdiği oyuncağı tüm zamanların değişmez ahşap blokları.. Özellikle babası ile mahalleler, şehirler inşa etmeye bayılıyor.Hatta hafa sonu dışarı çıktıysak mutlaka "artık eve gidelim. babamla evde ahşap bloklarımla oynamak isiyorum" marazası çıkarıyor. İkinci sırayı ise puzzle alıyor. Ben bebeklikten çocukluğa geçtiken sonra puzzle almayı ihmal etmişim aslında, ama neyse ki dayısı bizi ziyarete geldiğinde akıl edip almış. Armağanını verir vermez bir çırpıda ve çok büyük bir heyecanla yapınca hemen ben de bir tane aldım. Onu da keyifle yaptı ve oyalandı. Son olarak babası da Arabistandan gelirken puzzle almıştı, keyfine keyif kattı. Böylelikle bebekler ve evcilik oyunlarına olan ilgisi farklı alanlara kaydı. Yazı yazmaya, uydurmasyon ve bazı kitaplarını ezberden okumaya pek meraklı. Bense okuyup yazmaması için elimden gelen herşeyi yapıyorum. ki okula gittiğinde benim çektiğim sıkıntıları çekmesin. Zaman geçerken iki numara da oyuncak ister hale geldi.. Hatta çoktan gelmişti ama ilk çocuğunda oyuncak alma manyaklığına kapılan şapşal anne birazcık da olsa akıllanmıştı. Bu sefer abartmamıştı. Ya da abartmış mıydı acaba; bu sefer de hiç oyuncak almayarak :) Eve gerçeken çevreden gelen tüm oyuncak al bu çocuga baskılarına rağmen yeni birşey almayıp ablasının bebekleri, parmak kuklaları ve diş kaşıyıcısı ile idare etme kararı aldım. Okuldaki odamızdaki yatagına da AhmetYusuf kardeşin dönencesi miras kaldı, geldi tepemize kondu. Dönencedeki hayvancıklara agular şu günlerde şarkı türkü çığırmalara bırakı yerini. Anlayacağınız pek renkli pek keyifli bir çalışma arkadaşım var okuldaki ofisimde:) İstemesem de enerjime enerji katıp gayet keyifle başlamama vesile oluyor onun gülücükleri, şarkı söyleyen dilleri..
2,5 aydır hayatımızda olan bu minik insan artık bizim aile düzenimize alıştı .. Hatta 4 yaş 2 aylık ablası da onun varlığına alıştı. Gerçekten artık daha az kavga eder olduk. Pek ballı lokma, sarmaş dolaşız. Ne kadar şükretsem azdır bu duruma. Daha güzel olsun günlerimiz...




14 Mart 2013 Perşembe

Ve kavuşma...

Salı sabah babacık döndü.. Görüldüğü üzre.. Giderken alana biz bırakmıştık, dönüşte uçak sabah erken vakitte olacağı için babacık iki çocukla beklememi istemedi.. Bu sebeple yakın bir arkadaşından onu almasını rica etti. Fakat ben sırf bu tabloyu görebilmek için arkadaşımızla iş birliği yapıp kendim gittim. Planım 07:00 de uçağı ineceği için 05:30 da kalkıp 06:00 gibi yola çıkmaktı. Öyle mi oldu elbette hayır. Nasıl mı oldu; ben uyuyakaldım :) çok komik değil mi, böyle önemli bir günde nasıl uyuyakalır insan.. Ama malesef gece 03:00  gibi emmek için kalkan AliMahir öyle bir çiş yapmıştı ki beline kadar ıslanmıştı. Mecbur altını üstünü değiştirdim, sonra emzirdim derken 1 saat geçmişti. Daha vakit var diye vurdum kafayı yattım, 1 saat uyusam kardır diyerek.. Sabah alarm sesi diye duydugum şey arkadaşımızın gelen çağrısıydı. Saate baktığımda ise 07:10 du.. Nasıl uyumuşum nasıl dinlenmişim anlatamam.. Ama tabi bizim bey inmiş pasaport kontrolündeymiş bile.. Çocukları kaptığım gibi arabaya koştum, elimi yüzümü bile yıkamadan.. Hız sınırını aşmadan tam 40 dk da varmıştım alana.. Neyse ki bagaj bekleme pasaport kontrol derken o sürede rahat rahat gelebildik alana Üstelik hiç de zor olmadı, en azından bekleme yapmadık gereksiz, sadece Onu 10 dk kadar beklettik. Ayrıca plan da tıkır tıkır işliyordu. Sadece arkadaşımız 10 dk bekletmek için biraz takla atmak zorunda kaldı :) Ben biraz streslendim belki ama elinde valizleriyle şu kucaklama anını görmek hem bana hem babacıga hem de babası yokken duygusala bağlayan SalihaBetül'e iyi geldi.. AliMahir'in henüz hiçbirşey umurunda değildi, fosur fosur uyumaya devam etti :) En komik olanı da yavrumun üzerinde anneannesinin diktiği pazen pijama ile babasına koşmasıydı bence.. hem gülüp hem ağlayabiliyor insan işte:)
SalihaBetül eve döndüğümüzde belki de ilk kez okula gitmek istemediğini söyledi. Ama okuldu bu, oyuncak değildi; elbette gitti. Birlikte kahvaltı edip, biraz geç gidebileceğini söyleyip ben okula bıraktım..Geldiği günden beri de babasına yapışık gezmekte, pek duygusal triplere girmekte. Hergün bu akşam babam gelecek mi diye soruyor, Allahım ne edeceğim ben 2 ay.. kaldı şurda 2 hafta.. Sonumuz hayrola..

10 Mart 2013 Pazar

Sağlıktan öte var mı bu dünyada...


Resmettiği rüyası.. Sonradan hastane odasında
bize moral verdi, özlem gidermemize vesile oldu.








Güzel bir hafta sonu olacaktı, emindik sanki..  Epeydir başbaşa kalamamış, çokça özlemiştik birbirimizi; ailecek.. Bunun için c.tesi baba-oğul koyun koyuna uyurlarken biz erkenden kalkmıştık anne-kız. Evimizin içini geceden makineye koyduğumuz domatesli kekikli ekmeğin kokusu sarmıştı.. Müzik dinlemeyi unutacak kadar kendimi unuttugumu hatırlayıp güzel de bir fon yaptım bizim için.. Kızım elini yüzünü yıkayıp gözlerini kocaman açarak yanıma koşup geldiğinde, susmadan aralıksız gece gördüğü rüyasını anlatmaya başladı. Öyle heyecanlı ve coşkuluydu ki aralarından aklımda kalanlar bizim anne kız çiçeklerin arasında dans ettiğimiz, gökkuşağı..vs idi. Sonra hemen kağıt ve boyalarını getirip masaya kuruldu. Rüyasının resmini yapacakmış, yoksa unutuyormuş diye... 


Beykoz hatırası.. o kadar çok sevdi ki;
lütfen bu köprüde fotografımı çek dedi.


Tatlı tatlı kahvaltımızı hazırladık, o da resmini yaptı.. Sonra evin erkek ahalisini uyandırdık.. Epeydir uzun kahvaltıya, çekirdek aile sohbete hasret kalmıştık ya, çok keyif aldık.. Epeydir gezmiyorduk da; haftasonunu İstanbul'da geçireceksek c.tesi ögleden sonrasını da kendimize ayıralım o vakit dedik... Vurduk kendimizi yola, Beykoz taraflarına. Biraz boğaz havası dedik, iyi gelir dedik, belki dedik .. ama birden babacığı bir titreme bir üşüme içten içe ateş aldı. Amcanın evine zor attık kendimizi. Gerisi zaten babacığın acilde gecelemesi, gece de sabaha kadar uyuyamaması ile son buldu.. Aslında son buldu demek isterdim ama meger herşeyin başlangıcı imiş bu anlatttıklarım. C.tesi gece çok uykusuz ve yorgun geçince nispeten daha iyi olan ben evimize getirdim ailemizi. Eşim gelir gelmez yataga girdi zaten, titrer vaziyette. Bende de hafiften bişiyler vardı ama, bana yatmak pek mümkün değildi. Altı değişecek emzirilecek bir masum bebe, bir tas çorba bekleyen bir de çocuk vardı. Velhasıl ağrı sızı otur kalk derken bir unut bir hatırla modunda geçiyordu günüm. Akşam üstü iğnesini vurdurmaya gittiğinde dr. göndermemiş eşimi. Hemen bir serum bağlamışlar, sonra da yatışına karar vermişler. Biz sonra bazı eksiklerini götürmek amaçlı gittik yanına, ama sonra eve geri döndük. Eve döndüğümüzde titremekten kaslarım, eklemlerim ağrıyordu artık. Nasıl uzun geldi o hastane yolu, eve sağ salim ulaşabildiğime şükrettim.. O gece iki çocukla en zor imtihanımı yaşadım. Çocuklarım beni üzmediler ama o gece bana bişey olursa -ki aslında olan olmuştu; ateşim 39.9 u görmüştü- ne yaparım diye çok düşündüm.. 2 saat aralıkla da olsa alabildiğim o tek ağrı kesiciyi yine aldım, çift doz.. Öyle böyle sabahı ettik. SalihaBetül'ü okula gönderip hastaneye bir geçtik, geçiş o geçiş. 2 gece refakatçi koltugunda da olsa ben de hastanede kaldım. Eşimin ateşini ölçmeye geldiklerinde benimkini de ölçtürüyorduk. Birbirimizden geri kalır yerimiz yoktu. Sadece benim tedavim çok sınırlıydı emzirdiğim için .. SalihaBetül 2 gün aile dostumuzda kaldı. Zaten sınıf arkadaşı olan MeryemNur la okula gitti geldi, akşam erken yatıp sabah erken kalktı, çokça eglendi. Telefonlara bazen çıkmak istemedi, çoğu zaman da kısa kesti. Gelir onu alırız diye düşündü. Bizim sağlığımızın ciddiyetinin farkında oldugunu pek sanmıyorum. AliMahir ise odanın bir köşesinde bebek arabasında yattı. Ortam onun için hiç sağlıklı değildi kesinlikle biliyordum ama hem geçmeyen ateşim çokça yükseldiğinde hastanede olmanın güveni beni rahatlatıyordu, hem sıcak yemek, iyi bakım sunuluyordu, hem de SalihaBetül'e hastalığımızı bulaştırmıyorduk. Hal böyle olunca anne sütünün korudugunu düşündüğüm AliMahir'i "feda etmek" durumunda kaldık.. İlk iki gün birbirimize su verecek takatimiz yoktu, sürekli yüksek ateş ve ağrılarla savaştık.
Havalimanı hatırası. Bu fotografa bakıp bakıp çok duygulandım dedi SalihaBetül..
 Ücüncü gün artık yavaş yavaş toparladık kendimizi. Ve üçüncü günün sonunda evimize kavuştuk. Sağlık elde iken pek kıymeti bilinmiyor evet,bunu sıkça tekrarlarız her birimiz belki.. Ama gerçekten bu sefer hastayken çok tatsız, mutsuz ve üzüntülüydük.. Kızımızı çok özledik. Allah bir daha hiç ayırmasın bizi diye dualar ettik. Şimdi iyiyiz; çarşamba hastanenin çıkışının ardından evde hemen hazırlıklara başladık. Perşembe babacığı Mekke'ye gönderdik. Abi kardeş olur mu olmaz mı derken ticari vizelerini alıp Mekke'ye girmeyi başardılar. Hatta umre bile yaptılar.Tabi malesef sadece 5 gün kalabilecek olmaları onları üzüyor ama en azından deneyip gördüler.
İki çocukla iyi idare etim sayabilirim kendimi; sanıyorum... Dün ve bugün gezmeye bile gittik 3 kişi.. İnernet vesilesi ile babacık ile sürekli haberleşebilmek ve bilgi alışverişi yapmak da rahatlattı bizi. Şimdilik  asayiş berkemal.. Fakat aynı şeyi 3 hafta sonra 2 aylığına bırakıp gittiğinde söyleyebilecek miyim acaba, bakalım..

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...