Anne kız İstanbul günüydü bugün.. Teyze de gelecekti, biz de zaten onun için düşmüştük yollara.. Ama son anda dahil olamadı.. Tüm gün havanın serin olması sebebi ile Kadıköy ile sınırlı kalmayı planlamıştım aslında ama daha sahile adım atar atmaz vapurların cazibesine kapıldı(k). Kendimizi birden vapurda bulduk.. Aynen böyle oldu gerçekten, o kadar hızlı, o kadar akıcı idi ki herşey. Bileti almak, sıra beklemeden kalkmak üzere olan vapura binmek gerçekten birkaç dakikamızı alıvermişti..
Hava soğuktu ama üst kata çıktık yine de. Vapurun kalkması ile martı besleme operasyonunu da başlatmış olduk.. Öyle güzel kapıyorlardı ki kısa sürede poğaça stoklarımız tükenmişti.. Birkaç tanesi neredeyse "en çok ben açım, bana atın" der gibi yaklaşıyorlardı, SalihaBetül de keyiften dört köşe son parçaları daha da küçültüp besliyordu martıları..
Tam KızKulesinin önünden geçiyorduk ki, SalihaBetül "Anneeea, ben rapunzelin kulesini gördüm" diye haykırdı.. Denizin içinde olmasını bir türlü anlamlandıramadı. "Yüzüyor mu?" diye sorup durdu. Uzaklaşıp gözden kaybolsa da tüm gün mütemadiyen rapunzelin kulesinden bahsetti, sorular sordu. "Prens onu artık kurtardı, o yüzden mi bakmıyor pencereden? "Annecim, neden bu kuleden çıktılar ki onlar, suları mı kesilmişti?"-nasıl bir baglantı kurdu hiç bir fikrim yok, suların kesikliğini denizin ortada olması ile bağdaştırmadığını düşünüyorum ama bilemiyorum yine de.- ah bir de rapunzelin saçları.. En kısa zamanda uzun sağlıklı saçlar diliyorum Allah'tan kızıma, çok müzdarip çok..Deniz otobüsündeki otomobilleri farkedip ona da hayret etti. Arabanın içindeki yolcular için ise ayrı bir şaşırdı. Neyse ki başka bir konumuz vardı, onun üzerinde pek durmadık.. "Anneciiim, dışarı çıkabilir miyiz? Belki rapunzel kulesinden pencereden bakar, gene onun evini görürüz annecim" deyip soğuk havaya karşı sıcacık bol tarçınlı saleplerimiz ile çıktık dışarı. Bol sohbet, muhabbet ama hala rapunzelle ilgili soru işaretleri ile döndük evimize.. Yepisyeni bir derdimiz var anlayacağınız, hayrolsun...