arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arkadaşlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2013 Salı

Detoxification

Günlerin akıp gidiyor olmasından şikayet etmeyeceğim artık. Ne yapalım, bazen böyle oluyor.. Geçtiğimiz haftalarda ne güzel günler geçirdik, ne güzel yerlere gittik unutmadan bahsedeyim de, en azından hatıralarımızda kalsın..
Mesela bir hafta sonu günlerin tüm zehrini akıttık, attık üzerimizden.. Harun'un babaannesinin köy evine gittik. Aman ne eğlendik, ne dinlendik, ne keyif aldık anlatamam..C.tesi Eşme sahilinde yenilen mis teyze yemeklerinin ardından güne yeşillikler içinde devam ettik. Adapazarı Kuzuluk civarında içinden buz gibi bir dere geçen, mis gibi havası olan, anneannenin kahvaltıya yaptığı gözlemeler vesilesi ile de epey lezzetli bir köydü.. SalihaBetül fotografta görüldüğü gibi yer sofrasının başına geçti, eline aldı oklavayı hamur açtı ve börek yaptı. Gayet başarılıydı bence. Çok keyif alması da cabasıydı. Sonra afiyetle yemesi de bana armağanıydı.. Her nedense yemekle ilgili sorunu olmasa da yediğini görmek keyif veriyor bana da, her anneye oldugu gibi.. Neyse işte günümüz yemek yemek, yemek hazırlamak, mis havayı içimize çekmek ve midi boy bir trekking yapmakla geçti. En keyiflisi annem duymasın ama gözlemeler değil derenin içinden yürüyerek yaptığımız yürüyüştü.
Varolduğu söylenen ama neredeyse 1 saat yürümemize rağmen bir türlü ulaşamadığımız şelaleye giderken neler görmedik ki.. Kaplumbağa, kirpi, kurbağa ve hatta yengeç.. Aldığımızdan beri giymekten pek keyif almadığı crocs ayakkabılarını ayağından hiç çıkarmadı ve ayakkabıları alan babasına şarkılar mırıldandı. Benim babam çok tatlıdır,
herkesin ayağına taş batarken benim ayağıma hiç taş batmaaaaz,
çünkü benim tatlı babam bana bu tatlı ayakkabıları almıştııııır..
lay lay lom :)
AliMahir de slingte gayet keyifliydi. Bu bizim ilk bu kadar uzun sling gezimizdi, son da olmadı. Pek severek geziyoruz hala .. Yol boyu etrafı inceleyip kıpırdayan yapraklara baktı, sonunda yorgun düşüp uykuya daldı. Ne güzel bir haftasonuydu. Sayesinde haftaya da güzel başladık. Haftaya güzel başlamamızın 1 mayıs vesilesi ile hafta ortasında tatil olması ile de alakası vardır belki bilemiyorum. Resmi tatil olmasından dolayı çalışmayacaktık, fakat biz ne yaptık ne ettik doldurduk o günü de.. Sabah tiyatro gösterisi vardı okulda, tüm çocuklar çok keyifle seyrettiler, pek tabi AliMahir'e anneannecik bakarken ben de keyifle seyrettim. Sonra doluştuk arabaya, şehirden kaçarcasına attık kendimizi Sapanca taraflarına. Uçsuz bucaksız sarı çiçeklerin olduğu kırlarla bezenmiş yollardan geçerken daha fazla dayanamayıp durakladık.. Ne güzel bir havası vardı oraların. Çoluk çocuk yayıldık çimenlere, hiç ayrılmak istemedik. Geze dolaşa daha önce gittiğimiz balık çiftliğine vardık. Akşam kovana kadar da oturduk. Bir o kadar keyifli eğlenceli dinlendirici ama benim için bir o kadar da yorucu bir gündü.. SalihaBetül ilk kalici diz yarasını edindi malesef, yine ata bindi. Kendi istegi ile doyamadan üstelik.. Çok eğlendiler çoluk çocuk, tam detoks oldu bize.

Bahar hatta artık yaz geldi ya, doyamayız çayır çimene.. Daha nice güzel detoksların,babacığa kavuşmanın, SalihaBetül için çok önemli olan Kur'an partisi ve anne katılım gününün yazılarında buluşmak üzere hoşçakalın, hoşçakalalım..

25 Aralık 2012 Salı

Şükür Günü -4-

Ayrıntıları yazıcam dedim yine yazmadım.. Bilgisayarımın yüz çevirmesinin ardından internet bağlantısızlığımın talihsizliği üst üste gelince... Neyse bahane bulmaya fırsatı çok insanın.. Özellikle de benim. 
Bu sene pek de temalı bir doğum günü olmadı.. Ya da aslında bizim için adı şükür günü:) okulda olacağı için  çok da ayrıntılı ikramlar hazırlamaya, süslemeler yapmaya ihtiyaç duymadık. Sadece herşey onun istediği gibi olsun istedim. Pembeler, morlar, pırıltılar ben sevsem de sevmesem de ne istediyse oyle olsun dedim. 
Doğum gününe bir hafta varken hafta sonu babası ile başbaşa bırakıp süslerini aldım. Pek gönlüme göre bulamadım diye düşünürken aslında onu ne çok mutlu etmişim.. Sonra perşembeye kadar gebeliğin sonlarına yaklaşmanın da verdiği sancılar ve yorgunluk, yanı sıra okuldaki işleri devir teslim etme sebebi ile alışveriş gezme tozmaya vakit ayıramama derken hiçbir çalışma yapamadım. Çarşamba annem gelince vesile ile ile perşembe günü çarşıya çıkıp tabak bardak işini tamamladık. Akşam saatlerinde o çooook istediği pembe etekli barbili kız pastasının siparişini verdik. Son iki gün kala pembe tülden tütü etek yaptım, son bir giün kala da bugünlerde çok sık karşıma çıkan cake pop dedikleri hadiseye giriştim.. Enteresan bir şekilde ikisini de kazasız belasız atlattım. Tütü gayet başarılı oldu, üstelik gözümde büyüttüğümden daha daha da kolaydı. cakepop lar da sandığım kadar oyalamadı, ilk denememe göre bence çok başarılıydı. Tad olarak içi yumuşacık kek dışı da kıtır çikolatalı şekerleme kaplı bir lezzet.. Çubuklara takıp strafora yerleştirdik. Ertesi gün teyzeciğimiz onları bir güzel de süsledi sağolsun. Çocuklar resmen kapıştılar. Hem merak uyandırdığı için hem de ilk denemeden sonra güzel ve hoş bir tadı olduğu için.. Yani öyle sanıyorum :)

Gelelim şükür günümüzün nasıl başlayıp devam ettiğine. Sabah herzamanki gibi kalkıp okula gitmiş gibi görünse de içten içe yaşadığı heyecanı hissedebiliyorduk. Biz son hazırlıkları tamamlayıp tam kadro ögleden sonra okula geçtik. Salonun süslemesini bitirdikten sonra aşağıya çağırdık ve teyzesi giydirdi. Bu esnada pastasını da gösterdim kaşla göz arasında.Birden hem de hiç beklemediğim bir şekilde "herşey için teşekkür ederim çok güzel sürprizler hazırlamışsın annecim" deyip sımsıkı sarıldı boynuma..  Belki bir yandan sancılarım rahat vermiş olsaydı ağlayabilirdim. Cidden o gün çok sancılı ve ağrılı idi benim için.. Neyse ki sağ salim atlattık.. Doğum gününe montessori usulü kutlama ile başladık. En sevdiği arkadaşı kendi deyimi ile dostu MeryemNur güneşi kendisi de dünyayı temsil etti. Öğretmeni öncelikle dünyanın güneşin etrafındaki tam turunun 1 seneye karşılık geldiğini anlattı, her 1 senede de 1 yaş büyüdüğümüzü... Önce doğduğunda ne kadar minik olduğunu, ailemizi ne kadar mutlu ettiğini anlatıp güneşin etrafındaki ilk turu ile 1 yaşına girdiğini söyledi. Sözü bana vereceğini hiç ummazken 1 yaşı ile ilgili anılarını ağlamadan nasıl anlattığıma ben bile şaşırmıştım... Bir yandan 1 yaşındayken giydiği minik pembe ayakkabılarını, minik pembe elbisesini ve 1 yaş doğum gününde çektiğimiz fotografını gösterdi arkadaşlarına. Sonra 2. tur atıldı ve 2 yaş kutusundan o sene en çok sevdiği kardan adamlı biblosu, teyzesinin hediyesi olan Azra bebeği ile 2 yaş doğum gününde çekilen fotografı çıktı. 3. yaş kutusundan gerçekten o sene çok çok sevdiği Elmer hikaye kitabı ve yine teyze marifeti el yapımı Elmer oyuncağı ile 3. yaş günü fotografı çıktı. Her senesini özetlemek çok zordu, nasıl birkaç cümleye sığdırılabilirdi ki koskoca 4 sene.. Ve ayrıca çocuklar için inanılmaz etkilendikleri bir drama gibiydi bu canlandırma.. Sonra masaya geçip ögretmeninin getirdiği pastasının mumunu söndürüp partisini başlattı. Çok gergindi bence, çok masumdu.. biraz utangaç ama çok çok da heyecanlı.. 
Pastayı ve ikindi kahvaltılarını yedikten sonra en sevdikleri şarkılar eşliğinde hoplayıp zıpladılar, doyasıya eğlendiler. Son anda aklıma gelip aldığım dilli düdüklerle de epey oyalanıp vakit geçirdiler. Dikkat ederseniz kızların o kadar renk içinden pembeleri seçtiğini görebilirsiniz. Parti bitince arkadaşları için hazırladığımız renkli şekerlemeleri dağıtmak için sınıfına gitti. Hatasız kazasız bir aşını daha tamamlamış olduk prensesin. Tam da istediği gibi.. Onu çok mutlu eden hatta üzerinden günler geçmesine rağmen arkadaşlarının ister istemez sözünü ettiği eğlenceli bir gün geçirdik. Dilerim ki her doğum gününde etrafında onu tanıdığına şükreden sevdikleri olsun.. Etrafında sevdiği insanlar olduğu için de hep şükredebilsin. Mutluluk ve huzur hayatı boyunca hep onunla birlikte olsun.. İnşallah...
Ertesi gün de ev içinde ailecek dedesinin sürpriz yapıp aldığı doğum günü pastası ile kutladık.. Üstelik bir önceki kendi gününde kutlanmadığından gerçek doğum günü bile sayılmazdı bana göre ama ona sorarsanız doğum günü dündü ki :)) Yine de mumlar pasta ve fotograf söz konusu olunca itiraz bile edilmedi.. Tatlı prenses kardeşi ile yine keyifli ve yine kucak kucağa idi.. Onları böyle görmek çok mutluluk verici, çok duygulandırıcı.. Maşallah her ikisine de..

Unutmadan, katkılarını ve varlığı sevgisi ile desteğini asla yadsıyamayacağım teyzesine minik prenses ile birlikte hep yanımızda olduğu için teşekkür etmeden geçemem.. Aynı zamanda gelişinin adı bebege destek amaçlı görünse de her sükür gününde yanımızda olduklarından anneanne ile dedeye de teşekkür etmemiz şart.. Ve babaanne elbette, geniş ailemizin varlığını hissettirdikleri için hepsine ve şahane okul kadromuz ile öğrencilerimize.. Hayat onlarla güzel, daim olsun inşallah...

17 Aralık 2012 Pazartesi

4 (Dört)

Yazıyla ve rakamla dört.. Büyüdü kocaman oldu prensesim. Evet artık ona prensesim diyebilirim, zira artık kendi seçimleriyle, kendi deyimleriyle o tam bir prenses.. Olmak istediği, hayalini kurduğu, gerçekleştirdiği, gerçekleştirmediği her hayalinde pembeler var.. Yıllar önce Kayyu çok modayken "ben ne zaman Kayyu gibi dört yaşında olucam?" diye sorduğu günler sanki dün gibi.. Bugün ise büyümüş 4 yaşına girmiş. İlk defa hiç bir hazırlığını önceden görmediği -yalnızca pastası kendi istediği gibi oldu- kendi dünyasında bir doğum günü oldu. Pembeler, prensesli pastası, morlar..vs. Okulda kendi sınıf arkadaşları ve geniş ailemiz ile kutladı dört yaşını. Aslında çok gergin ama mutlu bir hali vardı. Hani çok utanır da kızarır ya yanakları insanın.. Hep o hal vardı üzerinde. Pastasını gördüğünde gözlerindeki pırıltıyı asla unutmayacağım. Süslenmiş oyun salonu, hazır edilmiş masası, hazırlıklar... O kadar memnun etmişti ki onu sanki öğretmiş gibi "herşey için teşekkür ederim annecim" deyip sarılıverdi boynuma. Asıl ben herşey için teşekkür ederim gülünce sadece kendi gülen değil tüm dünyayı güldüren gülümsemesi güzel kızım.. 
Doğum günü ayrıntılarını toparlamam ve yazmam biraz vakit alabilir diye en sıcak en taze hislerimi yazmadan geçmek istemedim. Yoksa mutluluğunun her ayrıntılarından bahsetmek istiyorum. En kısa zamanda, inşallah

13 Kasım 2012 Salı

Güzel Günler...

Güzel şeyler yazmak istiyorum dedim, dileğim geri çevrilmedi. Güzel günler geçiriyoruz belki de o günden beri. Gözlerini pörtletmiyor, karşılık vermiyor.. Asabiyet azaldı, daha bir olgunlaştı. Yine keyifli yine güzel güzel geçiniyoruz. Okulda da mutlu gördüğüm kadarıyla. Öğretmeni değişti, sağlık sebebi ile... Ama yine de mutlu.. Olsun Filiz öğretmenim de çok iyi bir öğretmen diyor. Ayrıca Tuğba öğretmen gittiği için ağlayan çocukları anlayamadığını da itiraf etti. :) Önemli olan güzel vakit geçirmekmiş.. Vay anasını gelenin gideni aratmaması durumu mu yoksa gidenin pek iz bırakamamış olması durumu mu.. Neyse deşmeyelim bu konuyu...

Geçtiğimiz haftalarda hava henüz ayaza dönmemişken taaa Manisa'lardan arkadaşımız Hatice eşi ve güzel kızları Zeynep geldiler. Bayram ziyareti dönüşünde gezilerine bizi de eklemişler, ne iyi etmişler. Biz Aydın'a geçerken hep anneanneye yaklaşmanın ve bir an önce varmanın stresi ile hiç uğramaz hep geçer giderdik Manisa'dan.. Bu sefer eşim oruçlu oldugundan ve iftar saatine denk geldiğinden uğramıştık ama ben onları tatilde bilip aramamıştım.. Her ne ise, onlar geldiler, ne iyi ettiler. Başta planıma SalihaBetül dahil değildi, okulda olacağı için.. Fakat son anda ben okuldan bir türlü çıkamayınca e konuklarımız da tahmin ettiğimiz saatte burada olamayınca çıkışa yakın olduğundan müdahil olabildi.. İyi ki de olmuş çünkü başta çekimser davransa da Zeynep ile birlikte çok sevdiler birbirlerini.. Biz kahvelerimizi içip, sohbet ederken onlar da iki kız çocuğu gayet güzel vakit geçirdiler. SalihaBetül hala ara ara senin arkadaşının kızı Zeynep'i çok özledim, keşke gene gelseler deyip duruyor..

Bu arada epeyce uzayan büyük yataga geçme mevzusu da halloldu SalihaBetül için. Artık yeni yatagında yatıyor.. Kardeşi için de küçük yatagını hazırladık, yan korumalarını takıp yatak devir teslimini gerçekleştirdik. Guruluyuz:) Var olan elbise dolabına bir tarafı oyuncak rafı diger kısmı elbise askılıklı olacak şekilde dolabı da geldi. Fakat hala bir iki rötüş gerektiğinden yerleşemedi. Oyuncaklar kutuda ama neyse ki kitaplar ortada.. Zaten saatler geri alındığından beri eve gelip koştur koştur yemek yap, ye, banyo... derken kitap oku biraz sohbet et uyu modunda hayatımız. Hafta sonunu da meraklı miniklerin yapmadığımız dergilerini yapma ile çözüp dengeledik sayılır. Zaten tavan yapmış kitap sevgisi artık önü alınamaz bir hale geldi.
İşte böyle geçiyor günlerimiz, anne-kız barışık. Ah bir de oğul kısmı var ki henüz ufak tefek heyecanlanmalar dışında idrak edebilmiş değilim doğurmak üzere olduğumun. Hala koşuşturabileceğimi, temizlik yapabileceğimi, herşeye yetebileceğimi sanıyorum.. ta ki takılana kadar.. Bakalım ne kadar sürecek bu durum.. Yatağı hazır, çamaşırları yıkandı ütülendi, e daha ne olsun. Sağlıkla ve üzmeden gelmesi kaldı bir.. Hayırlısı ile..

13 Eylül 2012 Perşembe

Okullu

Malumunuz okulumuz açıldı 10 Eylül itibariyle. Bizim kız da bu sene okullu oldu.. Oldu olmasına da annesinin okulu hazırlama, velileri organize etme telaşında kendisine vakit ayıramamasından mütevellit pek havaya girememişti. Bunun yanı sıra hafta sonunu Sakarya'da geçirmiş olmamız ve okulun ilk günü sabahı kahvaltı etmeden hatta pijamalarını bile çıkarmadan arabada uyumaya devam etmiş olmasının da etkisi var mutlaka.. Okulun kapısının önünde yine arabanın içinde giydirdim onu. Gece erken yatmak istemediğinden yine, sabah da uyanmak istememişti haliyle.. Uykuluydu çok.. Yanında ne okulda giymesi için aldığımız yeni ayakkabılar vardı ne de saçını tarayabilmiştik. Oradan çok ayrıntılara düşkün ve hatta gereksizce abartıyor görünüyor olabilirim, kabulümdür. Fakat takdir edersiniz ki 25. haftayı devirmiş üstelik bu en zorlu haftada eşini yine tekrar binlerce km ötelere, GüneyKore'ye göndermiş duygusal bir gebeyim.. Allah sağlık versin, ne diyelim. 
Neyse ki bizim bu bücürler durumlara sandığımızdan daha da kolay adapte oluyorlar ve kabulleniyorlar. Kılığını kıyafetini, uykusuzluğunu ..vs hiç dert etmedi. Antremanlı oldugu okulun merdivenlerinden bu kez ögretmeninin elini tutarak ışıl ışıl gözleriyle çıktı sınıfına. Gerçekten mutlu görünüyordu, beni de mutlu etti bu halleri. İlk günden çoğu arkadaşının ismini ögrenmişti, yine elbette sorunca bir bir anlattı neler yaptıklarını..Ertesi gün nispeten daha erken uyanmak zorunda olmak dışında daha kolay geçmişti. Hatta biz arabayı parkederken annesi ile gelen sınıf arkadaşını heyecanla gösterip "bak bu benim sınıf arkadaşım Kerem" deyip şaşırttı.. "Şimdi ona gidip Günaydın Kerem diyeceğim" diyerek de gülümsetti.
Okul boşaldıktan sonra biraz daha kalıp çalışmak zorunda kalmamız dışında gayet iyi geçiyor onun adına okul.. Servise binip eve geleceği günü heyecanla bekliyor. Onu evde beklediğim, ögretmenine el sallayıp bana koştugu.. Yazdığı senaryo bu, şimdilik.. Sanırım ben de bu günü heyecanla bekliyorum :)

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Vitamin Niyetine

Bugüne gelene kadar daha pek çok şey vardı aslında anlatacak.. Gerçekten.. Beyin ölümü gerçekleşmemiş ama can çekişen bilgisayarımın yerine koyamadığım her türlü teknolojik alet beni blog yazma konusunda motive edemiyor mesela. Sonra koca ramazan geldi, geçti.. bayramı bile ettik. Babaanne umreden döndü. Büyükler olmadan bayram bayram değilmiş. 4 yetişkin de olsak "bayram günü yatılmaz" otoritesi kurmayan büyükler olmayınca alalade bir gün oluveriyormuş bayram. Allah başımızdan eksik etmesin. Sonra yapacak birşeyin olmamasından şikayet edip durduğumuz 2.ve ardı günler; baba çalışınca daha da katlanılmaz oluyormuş. Neyse ki teyze gelip yüzümüzü güldürdü. Fakat pek uzun sürmedi zira gülümseyen yüzler yerini; 3. günü hep birlikte İstanbul'da fıtı fıtı gezerken acilen, apar topar eve dönmek zorunda kalan endişe ile karışık heyecanlı yüzlere bıraktı.. Şu anda hastanede, tedbiren.. Minik BilgeEce mizin gelmeye niyeti var ile yok arasındaymış.. Sağlıkla gelsin inşallah.
Ayrıca bugünün diğer anlam ve önemi ise evliliğimizin 7. senesini arkamızda bırakmış olmamız. 7 senenin şerefine eşim normalde akşam 19:00'da evde olurken 23:00 de evde olabildi. Evet bayramın 2. günü olduğu gibi 3. günü de çalıştı.. Kısmet.. Kafamızı takmadık, evde yaptık minik kutlamamızı. Eski albümleri çıkardık. O saatte hala ayakta olan SalihaBetül bizim düğün fotograflarımıza bakarken tanıdıklarının 7 sene önceki hallerini tanıyıp tek tek isimleri saydı. Sonra birden bire "Ben nerdeyim ?" diye sordu. Kendimce aslında gayet mantıklı açıklamalar yapacaktım ve cümleleri birkaç saniyeliğine kafamda toparlıyordum ki "Portakalda vitamin miydim, he?" deyiverdi. Yerlerde yattım gülmekten, ne yapabilirdim ki başka.

10 Ağustos 2012 Cuma

Okul Hallerimiz ve Benim Büyük Fedakarlarım

Okula hızla taşındıktan sonra zaten planını programını yaptıgımız yaz okulunu yeni binada yapmaya karar verdik.. Böylece hızlıca taşınma yerini hızlıca yerleşme ve okulu yaz okuluna göre dizayn etmeye bıraktı. Ne çok çalıştık. Hele de binayı teslim aldığımızdaki bedbaht durumunu hatırladıkça nasıl kalktık bu yükün altından diye düşünmeden edemiyorum. O bahçenin adam edilmesi, ağaçların mevsimsiz budanmasından tutun, yardımcıların yanı sıra elimizde ovma telleri ile işe nasıl giriştiğimizi asla unutmayacağım.. Puslu ve bakımsız görüntüsünün aldığı yeni hal ve özellikle komşuların dahi "bugüne kadar bu binayla kimse bu kadar ilgilenmemişti.." takdirleri çok motive etti bizleri. 3 senenin ardından yeni binada oda yeterliliği tatmin edici olunca nihayet kendimize ayrı bir toplantı odası yapabilmenin sevincini de yaşadık. Ve yerleştikten tam 5 hafta sonra yaz okulunun son gününde düzenlediğimiz piknikte bizimle bu 3 zorlu seneyi türlü fedakarlıklar ve heyecanlarla paylaşan yavrularımızın bir dünya fotograflarını çektim. Yeni toplantı odamızda toplantı masamızda hep gözümüzün önünde olsunlar diye. Canlarım benim, minicik yaşlarında olgunlukla karşıladılar tüm olumsuzlukları. Hep dostlukları daim olsun inşallah..
Piknik öncesi Kocaeli Bilim ve Teknoloji Klubü ziyaretimizden bahsetmemek olmaz. Son günün şerefine tüm ekip katıldık. Çok güzel çok özendirici bir geziydi. Özellikle görevlilerin ilgi ve alakalarını çok takdir ettik. Hatta daha önce neden haberdar olmamışız da gelmemişiz diye hayıflandık. Çocuklara önce konferans salonunda bir bilgilendirme filmi izlettiler. Ardından legolardan yaptıkları gözlerindeki sensörlü kameralar sayesinde hareket eden robotları tanıttılar. Değişik birkaç projeyi daha anlattıktan sonra tek tek mikroskop incelemesi yaptılar.. SalihaBetül'ün tüm gün ben teleskopla kelebeği inceledim dediği mikroskop...
 Son olarak havalara fışkıran bir iksir hazırlayıp gercek bir bilim deneyinin nasıl olması gerektiğini anlattılar. Onları en heyecanlandıran kısmı şüphesiz iksirin tepkime vermesi ve tavana kadar fışkırmasıydı.. Fotografta çok ayrıntılı görülür mü heyecanları bilmem ama SalihaBetül'ün agzı uzunca bir süre açık kaldı, görülmeye değerdi :)
Şimdilik haftasonuna kadar izin verdik kendimize, fakat pazartesi yine yeniden iş başı, maaile...

6 Ağustos 2012 Pazartesi

Yola Devam...

Haziran dı çıktıgımızda yola.. Temmuz bitti de Ağustos geldi bile.. Ne kadar uzun sürdü toparlanmam. Toparlanabildik mi onu da bilmiyorum ya hoş! Başlamalı bir yerden dedim, fotograflara bakıp hatırda kalanları bari not edeyim dedim. Yolculuğumuz, tatilimiz çok güzel geçti. Deniz, havuz, kumda oynama, akşama kadar kudurup tam gaz hareket neticesinde akşam yemeğinden sonra anne-babaya bir bardak çay içecek kadar fırsat verip odamız gidelim, uykum geldi diyen yine gayet uyumlu bir çocuktu .. Oda numarasını ilk günden ezberleyen oda kartını elimizden kapıp kapıp "bil-bil1üç" numarasını arayan ve hatta olur da bizi kaybederse başkalarına söyleyebilsin diye babasının telefon numarasını ezberleyen bir çocuktu tatilde.. Çoğu çocukla sıkıntısız oyun kuran, sonra da sevinçle "biz kardeşle tanıştık annecim, oynadık." deyip heyecanını paylaşan.. Havuzda türlü artistik hareketleri deneyen, yine yetişkin havuzlarına gizli kaçamak girip çocuk havuzlarında sıkıldım diyen, fakat denizde daha temkinli, kumda ise önce pek narin nazenin sonra battı balık yan gider modundaydı.

Her akşam üstü illa ki sahile inildi, iskelede oturulup günün batışı izlendi, kuma yazılar yazıp dalgaların silmesine kızıldı.. Giderken verdiği sözü hatırlayıp ögretmeni için taş topladı, yarı beline kadar suya girdi çıktı.. Baba-kız mütemadiyen deniz kıyısı yarışı yaptılar, kazanma hırsı ile bilenip bu yolda herşey mübahtır deyip birbirlerinin önüne geçip kendilerini suya bile düşürdüler. Neyse ki hep güldük, güldüler :)
 Tam 1 hafta gayet güzel, gerçekten dinlenmeli, eğlenmeli güzel bir tatil geçirdik.. Ardından tatilin Aydın ayagı gerçekleşti.. hasret giderdiğimiz, bol yemeli içmeli gezmeli bir hafta oldu.. Hatta biraz fazla hareketli bir haftaydı.. Aydın' geldikten birkaç gün sonra babasının baba memleketi olan Çivril'e gittik günü birlik. Yolda bir sürü günebakan tarlaları vardı. Öyle güzel bir manzaraydı ki.. Daha evvel de gitmiştik Çivril'deki akrabalarımıza.. Meyve bahçeleri olan akrabalarımızla yine daldık kayısı bahçesine.. Bizim şehirli hatun başta biraz yadırgadı damla sulamanın oluşturduğu yumuşak toprağa ayakları batınca ama alışması hiç zor olmadı. Bir baktık ki ağaç tepelerinde kayısı yemelerde..
Akşama kalmadan tekrar döndük Aydın'a çünkü ertesi gün Kocaeli'den arkadaşlarımız, dostlarımız gelecekti. MeryemNur ve ailesi geldiklerinde SalihaBetül anneanneyi de dedeyi de unuttu. Az sürede gezebileceğimiz kadar gezip eğlendik. Bir gün Kuşadası, deniz, turistik gezi yaptık. Sabahtan Selçuk'ta denize girdik. Onlar genelde kenarda kum oynayıp koşuşturdular ama neticede çok eğlendiler. Sonra Kuşadası gezisi derken geceyi bitirdik. Ne yorulduk ama..








 Sayılı gün çabuk bitmişti, dönüşte bir de Aliağa'da eski arkadaşlarımızdan birini ziyaret edip son kapımızı da kapattık. Herşey iyi güzel geçti.. Hatta dönüşte dayı da bizimle döndü. Aydın kısmı hasret giderme açısından pek doyurucu olmadığından yaz bitmeden gene geliriz deyip vedalaştık anneanneyle.. Öyle de oldu gerçekten. Keşke farklı olsaydı dedik ama yapacak birşey yoktu.
Eve döndük, tam 1 hafta oldugunda
anneanneciğimin aniden rahatsızlandığını ögrenip SalihaBetül dayı ve ben apar topar Aydın'a gittik. Zaten izinlerini geçirmek üzere orada olan teyze de oradaydı fakat hepimizin keyfi kaçıktı. Önce yoğun bakıma aldılar anneanneciğimi, sonra çıktı dediler. Servise alındığından tüm torunlarını tekrar gördü, bilir bilmez sohbet etti, yine dualar etti bize.. Fakat henüz 1 günü geçmeden yeniden yoğun bakıma girmişti. Pazar kardeşimin dönüş gününe kadar bekledik, güzel bir haber alırız diye. Fakat ne kötü ne iyi bir haber alamadık. Tüm tetkikleri normaldi fakat doktoru benim yapabileceğim birşey yok diyordu. Tam yola çıktıktan birkaç saat sonra aldık kötü haberini. Her ikimizde bebek bekliyorken, daha fazla o kederin içinde yer almayalım deyip epey yol almışken geri dönmedik. Zaten vedalaşmıştık.. Ama her ne olursa olsun biliyorduk ki çok büyük bir boşluk açmıştı içimizde. En çok da anneciğimin yüreğinde. 4  kuşaktık en büyüğümüz gitmişti. İnşallah nurlar içindedir..
Aranın kısa özeti buydu. Tabi henüz okulu taşımamızdan, Ramazan hallerinden, SalihaBetül'ün yeni maceralarından, kaygıları ve mutluluklarına karşı bizim bulduklarımızdan, teyzoşun gelecek minik kızı ile ilgili hissettiklerimizden ve hazırlıklarımızdan, babaannemizi umreye göndermemizden ve evimize gelecek minik erkeğimizin son durumundan bahsetmedim bile ama toparlanabilmem gerekiyordu.. Blog işi de burada bitti dedirtmemem gerekiyordu. Hayır efendim blog işi bitmedi inşallah:) Kah gülüp kah ağlıyoruz ama kızıma ve belki de onun kardeşine şimdiden notlar bırakmaya devam inşallah..

13 Haziran 2012 Çarşamba

Geçti Gitti Günler...Kalan Sağlar Bizimdir...

Beklenen oldu, malesef bilgisayarım hakkın rahmetine kavuştu.. Allah bize sağlık versin ne yapalım dedik.. Dedik demesine de olan kızcagızımın 3,5 yaş anılarına oldu.. Çok geçmeden toparlamam gerekirse pek hareketli haftalar geçrdik, pek çok eğlendik diyebilirim. Okullar kapanmak üzere iken gecen yıl ve bu yıl çok şükür ki başarı ile tamamladığımız hat derslerimzin meyvelerini topladık. Çocuklarımızın hat ögretmeninin hocası -aynı zamanda 2 senedir benim de hocam- sevgili Mahmut Şahin'in sabrı, sevgisi ve ilgisi ile hep birlikte atolyeyi ziyaret ettik. Orada önce derslerini yazdılar, sonra da hocaya gösterdiler.. Sonuç harikaydı tek kelime ile.. Gülümseyen yüzlerde aynı zamanda duygulandıran ve gururlandıran bir ruh hali vardı. Zaten farkına vardığımız birkaç ögrencimiz hakkında duyduklarımız ne kadar doğru bir karar verip bu işe başladığımızı doğrulattı bize. Gelecek yıllar ve kızım adına heyecanlandım, sevindim.. SalihaBetül zaten atolyeye ve ögrenciler ile hocama alışık.. Pek yazı yazma havasında olmasa da sabırla o kadar uyarana ragmen oturup yazdı ya yazısını.. konsantrasyonuna kurban dedirtti :) Ödevini gösterirken o biraz çekinik, hocam ise 3,5 yaşındaki öğrencisi karşısında keyifli idi.. Günün sonunda SalihaBetül de ekstra mutlu idi, "senin ögretmenin artık benim de ögretmenim oldu diy mi?"  diyerek zıpladı gün boyu..
Sonra biz o hafta havuz sezonunu da açtık. Pek sevgili dostumuz MeryemNur, ailesi ve iki araba sığabildiğimiz kadar arkadaşlar ile tuttuk havuzun yolunu.. Pek eğlendik, sıcakta iyi geldi doğrusu. SalihaBetül her yıl oldugu gibi önce temkinli sonra ise havuz gurusu modunda idi. Hepimize değişik oldu, iyi geldi.. 
Bu alttaki fotograf da neyin nesi derseniz; bütün hayatım boyunca ettiğim büyük lafların bir sonucudur efendim.. Kız çocuklarında ne gelinlik ne oje seven ben malesef ki bunlara düşkün bir kokoşun annesiyim.. Haftaya biz tatilde iken düğününe katılamayacak olduğumuz manevi Hala Süba'nın kınası vardı.. Sabah MeryemNurlarda kahvaltı ile başlayıp ablaların süslenmelerine sahit olup ardından da bu görüntü ile neticelendi gün.. Verdiği poz da gerçekten pek içten bir gülümsemedir, zira tüm gün ağzı kulaklarında bu moddaydı. Ne diyeyim tüm büyük lokmalar bogazıma dizildi efendim.. Çabucak unutup önümüzdeki günlere bakacağız.. 
Bu arada; kına gecesinin ertesi günü Sakarya'daydık. SalihaBetül hafif ateşli, bolca keyifsizdi. Akşama kadar teyzoş ve Harun'la sohbet edip güzel bir gün geçirdik. Hatta öyle ki açık havada karnımı bile doyurdum.. Umarım bitecek olan bulantıların bir göstergesidir bu.. Derken akşam eve dönüş vaktinde ikinci kapı olarak gittiğimiz Akmeşe'deki çay davetinden sonra SalihaBetül'ün ateşi tavan yaptı ve sabaha kadar da düşmedi. Velhasıl sabahki doktor kontrolünden sonra bogaz iltihapı ve gribal enfeksiyonu aynı anda geçiriyor oldugunu söyledi dr ve antibiyotik başladık. Ev hapsi de cabası idi. Öyle ki bnu hafta kapanan okulun ne karne programına ne de kendi organize ettiğim pikniğine katılabildik. Sağlık olsun dedik, sabrettik.. Yarınki kontrol de umarız iyi geçer ve keyfi kaçan miniğimin yüzü gene böyle güler.. Yazmadan geçemeyeceğim, bu ateşli haller farklı bir masumiyet katıyor bu cüceye. Zira  o ateşli halinde bile "işaret parmagımın ojesi çıkmış, yeniden sürelim" diye sayıkladı.. Ne denir ki, ellerimle sürdüm ojelerini :)

2 Haziran 2012 Cumartesi

Her zorlukla birlikte kolaylık vardır

Zor günler geçiriyorum kendi adıma.. Yemek pişirmek bir yana, kahvaltı bile hazırlayamıyorum kızıma. Gün içinde bir saat kadar kestiremediğim gün kabus oluyor bana. İlla uyumam gerek yoksa kendime gelemiyorum. Çok farklı bir ikinci gebelik yaşıyorum velhasıl.. Oysa SalihaBetül'ü beklerken tam tersi hallerdeydim. Ekstra hareketli ve doğru orantılı olarak keyifli ve neşeli idim. Bu biraz canıma okuyacak gibi; canı sağolsun.. Sağlıklı olsun inşallah..
 Hal böyle iken; günlerimiz kendi adıma anlattığım gibi geçerken SalihaBetül için genelde daha eglenceli ve keifli geçiyor.. Zira haftanın neredeyse 3 günü bu alabildiğine yeşil ve eğlenceli bahçede geçiyor.. Ben ayaklarımı uzatıp çok sevgili ev sahibesi arkadaşımın bana hazırladığı yiyebildiğim şeylerle beslenirken; o arkadaşları ile oynamanın tadını çıkarıyor. Her zorlukla birlikte kolaylık vardır .. Fotograflara bakınca tek düşündüğüm bu ayet.. ve şükür.. Ailem uzakta da olsa ailemi aratmayacak dostların şükrü..
 Yazmadan geçmeyelim, ilerleyen yıllarda hatırlayalım..Geçen pazar zaten pek duygusal iken gene bizi hüngür sepelek ağlattı okulumuzun minikleri..  4-6 yaş grubu çocukları için düzenlenen hokey turnuvasına katıldık. Bütün bir yıl bıkmadan usanmadan çalışmışlardı, e kupayı da haketmişlerdi doğrusu. Kupa ve madalyalar temsili, çaktırmayın.. Cünkü bu turnuvada kazanan ya da kaybeden yoktu. Tam bir fair play ortamında geçti maçlar ve günün sonunda herkes pek mutluydu.. Veliler bile gülümserken, bizdik gözünde yaşı olan.. Büyüdü veletler dedik.. Bizim için daha değişik bir tecrübe idi.. Hoşumuza gitti ve motive olduk doğrusu. SalihaBetül forma giyemediği ve sahada olamadığı için acaip bozuldu. "Niye ben sporcu olamıyormuşum" deyip sinir oldu, seneye okula başladığında gideceğini söyleyerek ikna etmemiz zor olmadı.. Neyse ki..
Bizde durumlar şimdilik böyle. Bilgisayarım öldüm ben artık, gömün beni diye bağırırken ve aslında inanılmaz bir biçimde saçma cümleler kurma potansiyelim varken hala yazacağım diye kıvranıyorum.. Bahsedecek çok şey var aslında fakat ben3,5 yaşının hatıralarına zulmediyorum kızımın, normalleşebilmek dileği ile..

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Etkinlik Haftası

Cuma günü aslında haftalardır heyecanla beklediğimiz bir etkinliğe katılmıştık. Fakat umdugunu bulamamaktan ziyade, ziyadesi ile hayal kırklığına uğradığımızdan yazmak gelmedi içimden.. Şimdilerde sinirim biraz hafifledi de; ben vatandaşlık görevimi yerine getirdim diye avutuyorum kendimi.. Mevzu şu: Haftalardır reklamı yapılmıştı Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Ağaçlar Kitap Açıyor etkinliğinin.. Etkinlik saati olarak 08:30 11:00 aralığı belirtilmişti. Biz de çoluk çocuk erken demeden düştük yollara. Maksadımız elbette kitap alabilmek değildi. İsteğimiz sadece böyle güzel bir projeyi çocuklarımız görebilsin, o anı yaşayabilsinlerdi, fakat çok büyük fiyasko yaşadık.. Saat 08:10 itibari ile etkinliğin başlayacağı yürüyüş yolundaydık. Fakat etkinlik yaklaşık yarım saat önce başlatılmış sokağın 5 metrelik bir kısmı ise kendini devlet memuru sandığını düşündüğüm belediye başkanının gelip açılış konuşmasını yaptıktan sonra gazetecilere görüntü versinler diye ayrılmıştı. Üstelik olabildiğine yapay, elleri dalların altındaki kitaplara uzanmış şekilde polis gözetiminde sayın devlet memurunun gelmesini bekletiyorlardı. Uğradığımız hayal kırıklığının etkisi dallara asılan kitap sayısının ve çeşidinin komikliği ile hayli arttı. Çok şey ummuş, büyük hayal kırıklığı yaşamıştık.. Neyse ki çocuklar her zaman her yerde mutlu olmayı başarabiliyorlardı. El ele kısmen boş sayılabilecek yürüyüş yolunda hoplaya zıplaya yürüdüler.. Eve dönüş yolunda hala "Ne zaman ağaçlardan kitap toplayacağız annecim" deyip durdu SalihaBetül. Ona anlatmam biraz zaman aldı diyebilirim... Doğru uygulansa harika bir proje olacağından eminim ama organizasyon berbat ötesi idi. Çok üzüldüm. Seneye katılmayacağımdan eminim orası ayrı..
Cumartesi son anda aranıp haberdar olduğumuz bir başka etkinliğe katıldık SalihaBetül ve ortaklarla.. Lets marka oyun hamurlarının satış temsilcileri hem tanışmak kaynaşmak, hem de ürünlerini tanıtıp oyun hamuru şekillendirmeleri ile ilgili bilgi paylaşımında bulunmak için bir toplantı düzenlemişler. Evden çıkmayacak, tüm gün dinlenecektik ama evimize çook yakın bir restorantta olunca gitmemiz şart oldu. İyi ki gitmişiz dedim. Çamaşır makinesinden hallice içim biraz olsun açıldı. Bazı temel metodları ögrendik ve çilek, balık, ördek sekilleri tasarladık. SalihaBetül de mum boyalarla boyama, hamurdan şekiller yaptı..Eğlendik velhasıl...
Pazar derseniz ne hareket ne hareket. Sabah Pazar gününe göre erken kalkılıp Sapanca Naturkoy'e doğru yola çıktık. Ece nin geçmiş doğum gününü kutlayacaktık. Tüm aile, anneanne, babaanne, kuzenler, teyze... vs tam kadro birlikteydik. Sohbet muhabbet kahvaltı.. e biraz da çevreyi gezmece derken yağmurun şiddetini artırması kapalı mekana tıkılı kalmak zorunda olan çocukları ve dolaylı olarak bizi epey zorladı. Hemen pasta mevzuuna girip eve döndük.. Ayrıntılar çok önemli değil ama seneye doğum gününde sanırım barbie li pasta krizi yaşanacak.. pembe elbiseli barbie li pasta... Amanın!


Yağmur bize yardım edip vakitlice eve dönme şansımız olunca, gidemeyeceğimizi sanıp üzüldüğümüz Kocaeli 4. Kitap Fuarını ucundan kıyısından yakaladık. Çarşamba başlayıp hafta sonu bitecek olan  bir şehir dışı yolculuğu yapacağımızdan tadını çıkaramayacağız, hatta belki hiç gezemeyeceğiz diye çok üzülüyordum ama neyse ki bir konferans bol kitapla kapattık günü. Dostlarla karşılaşıp birlikte gezmek ise ayrı bir keyfti benim için. SalihaBetül ise belediyenin çocuklar için ayırdığı etkinlik bölümünden bir an olsun kalkmak istemedi. Yeni arkadaşı AmineMeryem ile bir an olsun ayrılmadılar, bol bol resim yaptılar. Öyle ki kapanış anonsu yapılmasına ragmen biz kitap reyonlarından onlarsa masalarının başından ayrılmakta zorlandık. Umarım bir kez daha gidebiliriz ...

Ağaçlar kitap açıyor fiyaskosundan hemen sonra aldığımız kitaplar, ettiğimiz sohbetler kısmen kızgınlığımızı azalttı. Her zamanki gibi kaç kitap okuyacağız didişmesi ile kapattık günü, haftasonunu.. Kitap okumayı seviyoruz, velhasıl...

30 Mart 2012 Cuma

Bahar rehaveti

Üzerinden neredeyse 1 hafta geçti yine ve o 1 haftada hiç elim gitmedi yazmaya.. Bahar rehaveti diyelim :)  


Geçtiğimiz c.tesi çok sevdiğim arkadaşım Derya ile birlikteydik. Biz sohbete, muhabbete doyamadık. Çocuklar ise güzel havanın tadını çıkarmaya, hoplamaya, zıplamaya... EfeCeyhun başlarda kendisinden küçük olmasından dolayı pek oralı olmadı.. Fakat SalihaBetül; azimle kendini oyunlarına dahil ederek, peşinden koşturup gözünün içine bakarak kabulendirdi kendini.. Hatta diyebilirim ki kardeş gibi sevdirdi. EfeCeyhun'un şevkati, sevgisi ise gerçekten takdire şayandı.. En kısa zamanda tekrarlanası bir gün olsun deyip deyip durduğumuz, bol güneşli, güneşten dolayı ise tatlı bronzluklara merhaba dediğimiz bir gün oldu. 
Yine haftanın son günü artık animasyon filmi izlemek istemediğimizden karı-koca bir sinema filmi izlemek istedik evde. Allem ettik kallem ettik ve SalihaBetül'ü uyutup koulduk işe.. Biz henüz tesisatı kurma aşamasındayken, uyudu sandığımız yatagından fırlayıp geldi.. Elleri belinde. "Napıyorsunuz siz?" dedi ve ekledi: "Ama siz hep ben uyurken bişeyler seyrediyorsunuz, bişeyler yiyip içiyorsunuz" Biz ne mi yaptık; açtık shrek i, verdik eline patlamış mısır kasesini.. Olan hem bizim filme oldu hem de geç uyuma da bonusu oldu.. Ama rövanşı iyi aldık eşimle. Bugün SalihaBetül'ü çok samimi arkadaşlarımıza, MeryemNur'lara bırakıp yıllaaaar sonra iki kişi bir filme gittik. Pek güzeldi. Pek sessizdi.. Biz yokken bahçede bol bol kum oynamışlar, ardından küvette köpük banyosu yapmışlar ve yıkanmışlar. Hatta uzun zamandır kestirelim diye konuştuğumuz saçlarını da kesmişler. Çok hazırcıydım bugün, çok memnun oldum. Adığımız elektrik gayet güzeldi, yine tekrarlarız belki, kim bilir..

28 Şubat 2012 Salı

Bi Daha Yok Almıyım..

C.tesi geceleri sandığımın ya da umduğumun mu demeliydim aksine hiç macerasız, sıfır sorunlar, mızıldamasız, ekstra mışıl mışıl uyuma ile geçmiş.. Çok bozuldum bildiğiniz gibi değil. Her gece bir kere uyanan çocuk hadi bilemedin uyur gezer modda o yatagından illa kalkıp bizim yatagımıza gelen çocuk deliksiz uyumuş iyi mi.. Gece uyuma vakti haydi deyince MeryemNur'un annesi "annem bana mutlaka kitap okurdu" demiş. Okumuşlar. Sonra ""annem bana iki tane kitap okurdu" demiş.. İkinciyi de okumuş sabırlı arkadaşım.. Sonrası gelmiş yine, "annem bana 3 tane 4 tane 100 tane 1000 tane kitap okurdu" demiş. Arkadaşım yememiş tabi bu numarayı.. Yatmışlar karşılıklı, hemencecik de uyuyuvermişler..Bir kere bile uyanmaz mı, mızıldamaz mı yahu.. Şaştık kaldık.. Üstüne üstelik kıskandık da.. Gece annem diye mızıldanır fikrimden o kadar emindim ki gayet ciddi bir hayal kırıklığı da yaşadım.. Neyse kazasız belasız geçen günün sabahında belki kahvaltıda bizi arar umudu ile aradık.. Bizim hanım kahvaltısını çoktaaan yapmış, ellerini yıkarken denk getirmişiz, şimdi konuşamam diye reddetti bizi.. Ağlayabilirdim sanırım o an.. sinirden mi kıskançlıktan mı neden?? Epeydir kıskançlık duygusundan uzak oldugumu farkettim.. Sonra merhameti kabardı bizimkinin de aradı neyse ki.. Gelip alalım mı seni diye sorunca da "şimdi hazırlanıyoruz parka gidicez, biraz daha oynıyalım lüffen lüfeeen" dedi.. Ne denir ki kabul ettik.. Sessiz, sakin, ilk defa karşılıklı bir kahvaltı ettik eşimle. Nasıl değişik geldi her ikimize de.. Yer yer hüzünlü ...
Almaya gittiğimizde parktan dönüyorlardı.. Özlememiş hiç bizi diye düşünüyorduk ama hemen anneeem babaaaam diye sarıldı dizlerimize. Pek duygusaldı canım.. Babası pazar günü eger güneş olursa onu parka götürmeye söz vermişti, bizimki de günlerce dua etmişti..  bulutlar yağmur dolmasın da grileşmesin diye.. güneş gri bulutların arkasına saklanmasın diye...  SekaPark'a yöneldik en kısa yoldan.. Özlemiş babasını çok, sarıldılar, yürüdüler, hoplayıp zıpladılar, sarmaş dolaş sohbet ettiler. Ben de onları geriden geriden izledim hep..  Dışarıda onlar el ele dolaşırken kendi kendime takılmayı da ögrendim, bununla da mutlu olmayı ögrendim ya.. 

26 Şubat 2012 Pazar

Farkında olmak

Bugünlerdeki mevzumuz elim, ayağım, kulağım, midem, yemek borum...vs olmasadı ne olurdu ? Sıkça bunları konuşuyoruz son günlerde.. Kendinin organlarının farkına varıyor belli ki, ne işe yaradıkları ile ilgili yorumlar yapıp ilginç tespitler yapmaya çalışıyor. 
"Kollarımız olmasaydı ne olurdu annecim biliyor musun, ben sana kocaman sarılamazdım.. " deyip duygulandırıyor..  ya da "ağzımız olmasaydı ne olurdu annecim biliyor musun, yemek yiyemezdik, konuşamazdık dedikten sonra uzata uzata esneyemezdiiik" diyerek de şaşırtıyor.. Ama iş artık el, kol, ağız dan sonra cıvtıp da "popomuz olmasaydı ne olurdu biliyor musun" a gelince ooeh dedirtiyor. Cevabı "elbette oturamazdık, kaykaydan kayamazdık" başka bişey değil ona göre yani.. "başka ne yapılır ki zaten" diye gülümsetiyor, hatta istemsizce kahkaha bile attırıyor ... 
Biz böyle farkındalıklardan dem vurup felsefe yaparken bu akşam o odasında değil başka bir yerde uyuyor Her zamanki gibi evlerine gittiğimiz MeryemNur'dan ayrılmak istememişti, ben de blöf yapıp kalmak isterse kalabileceğini söyledim. Her zaman bu numarayı yer bizimle gelmeyi tercih ederdi. Bu akşam "Tamam kalıcam" dedi. Ne desek bilemedik, zira önce izin verir gibi olup sonra yan çizmek de istemedik. El mahkum izin verdik kalmasına. Ayrılırken defalarca öptüm, sarıldım.. bir ümit belki vazgeçer diye bekledim ama ardımdan gayet mutlu mesut el salladı. "Sadece bu gece kalıcam annecim, hep kalmıycam ama de meeee" diye de ekledi. Şu saat oldu asayiş berkemalmiş o tarafta, fakat aynı şeyi kendim için söyleyebilmem pek mümkün değil. O yatagında uyurken hiç farkında değilmişiz onun bizimle olmasından, yatagında uyuyor oluşunun bize kattığı huzurdan.. Ne biliyim garip bir duygu imiş bu da be günlük, çok içerledim, garipsedim yokluğunu doğrusu. 

Allah alıştıklarımızın yokluğu ile sınamasın bizi.. Her daim sahip olduklarımızın farkına varabilmeyi, bu duruma da şükredebilmeyi unutmayalım. 

17 Kasım 2011 Perşembe

Hüsn-i Hat Günü..

Dün Kocaeli Belediyesi Konservatuarı Hüsn-i Hat, tezhib ve Ebru icazetnameleri töreni vardı SDKM'de. Okulda çok iş vardı ve bizim de arabamız yoktu. Ama yine de caymadık, azmettik.. Okuldaki işleri kısmen halledip nerede ise törenin başlama saatinde çıktık yola. Salona biraz uzak mesafeden minibüsten inip başladık yürümeye. Aman o ne çene, yolda bir saniye susmadı. Her sigara içene laf atmalardan tutun, kırmızı ışık yandı durmalıyızlarla devam etti 5 dk lık yol. 
Neticede varmıştık çok şükür. Elbette tören bitmiş, iş kokteyl kısmına gelmişti. Hemen can arkadaşları bulup tebrik ettik. Merve Öğretmenini, Nejla teyzesini.. Onların sevinci ile sevinçlendik, gururlandık. Darısı bizim başımıza deyip hayaller bile kurduk. Sergiyi gezdik, eserlerin güzelliği, inceliği karşısında da bir heyecan yaşadık. Bugünlerde pek fotograf çekme isteği taşımasam da o kadar ısrar etti ki, bu minyatür eserin önünde bir de fotografını çektik. Arkadaşları çok özlemişiz, ikimiz de.. O kendine has bir kokusu olan atolyeye gitmek istiyor bir an önce gönül, hayırlısıyla..

2 Ağustos 2011 Salı

İzleri silinmeyen hafta sonu

Ne c.tesi idi ama.. Öğlen bir önceki postta yazdığım buluşma, ardından Sapanca'ya hatta Maşukiye'ye doğru bir yolculuk.. Enfes ötesi bir arazide, yoksa bildiğin orman mı demeliydim;) yaşayan en yaşlı umre arkadaşımızın evine misafir olduk. Arabadan iner inmez ciğerlerimiz bayram etti resmen. Çocuklar ise hiç yabancılık çekmeden tereddütsüz attılar kendilerini uçsuz bucaksız bahçeye.. Biz de "içeri mi geçelim yoksa bahçede mi oturalım" sorusuna karşılık ağızbirliği yapmışcasına gülüşerek yerleştik bahçe sandalyelerine.. Babalar az ilerideki çardakta hasbihale başlamışlardı çoktan. Saatler ilerledikçe gülümseyerek sohbet eden insan sayısı da arttı ve ekip toplanmıştı.. Kısmen.. Anneanne ve dede hariç..Onlarla son bir defa başka bir sefere inşaAllah...
Çocuklar salıncagın tepesinden hemen hiç inmediler. İndiklerinde ise ya hamakta sallandılar, ya da kümesteki tavukları seyrettiler. Biz ise bir ara harika bostanın ürünlerini tadmakla meşguldük. O nasıl güzel böğürtlenlerdi Allahım.. Her biri cevizden büyük, mis kokulu, el boyayan cinsten.. Tüm gün herkes umre arkadaşı ile sohbet etti, hazırlıklara dar fikir alışverişi yaptı. Çocuklar ise şimdiden orada nasıl da güzel güzel geçineceklerinin sinyallerini verdiler.Sayılı günler kala güzel yolculuğumuza heyecanlı bir bekleyiş başladı hepimizde.. Hayırla geçsin şu son 18 günümüz...
Pazar mı? Başka planlar vardı.. Ufak diye koyulduğumuz işin tatsızlaşarak tüm gece ugraştırması sebebi ile tüm gün evde iş yapmaya çalıştık.. Bahsetmek bile istemiyorum, zira bugün de ev temizlemeye devam etmek zorunda kaldım..
Ama sabah güzel başlamıştı işte.  6 senedir ilk defa balkona kuruldu kahvaltı sofrası. Gelecek olan Ramazanın hürmetine.. Mütevazi fakat çok keyifli.. SalihaBetül bile ekstra keyif aldı bu durumdan. Öyle ki akşam yemeği için sofra kurma seremonisinde "balkonda mı yicez?" diye sordu.. bir de güzel sofra kurdu ki, öpesimiz geldi sıkana dek.. Artık minik masamız akşamları epey şenlenecek gibi.. Hadi hayırlısı..

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Uzaklardan Gelen..

Bu c.tesi taa Tokat'tan misafirlerimiz vardı. Hoş biz onları istediğimiz gibi misafir edemedik, fakat işte akıp giden hayat, önceden verilmiş sözler, yapılmış planlar.. Yine de görüşebildik diye sevinip avunuyoruz. Öyle güzel öyle sıcak bir aile ile karşılaştık ki yabancılamayı bırakın, sanki yıllardır göremediğimiz arkadaşımızla hasret giderircesine sarılırken buluverdik kendimizi. 
Onlara hamileyken başlamıştı arkadaşlığımız. En güzel ve en kötü anlarımızı paylaştık, ne yediğimizden ne içtiğimizden, doktora ne soracaklarımıza kadar herşeyi yazdık, sorduk birbirimize.. Onlara aldıklarımızı, doğmadan gelen hediyelerini, hastane çantalarımız ve hatta fotograflarını bile paylaştık.. Zamanla çok sevdik birbirimizi.. Bazen küstük, bazen alındık ama hep birlikte olmaya devam ettik. Güzel bir bağdı aramızdaki, karşılıksız ama karşılıklı..
Derken Kasım ayının gelmesi ile birer birer doğmaya başladı bizim minikler.. Doğdukça artıyordu heyecanlar.. Aralık ayının gelmesi ile ise heycan artık tavan yapmıştı herkeste ve 38. haftayı doldurmuşken ben de.. Tam 41 hafta 4 günlükken doğdu SalihaBetül. Herkesin şaka ile karışık "bugün de mi doğurmadın yahu sen?" sorularına karşı ailemden sonra destek verip anlayan bi tek onlar vardı. 2008 Aralık Annelerim.. İyi ki vardılar. Öyle çok sevmiştim ki hepsini, doğumdan sonra odamıza çıkar çıkmaz haber verişim, kızımın fotograflarını paylaşmam bundandı..   Ne de olsa sevincimi paylaşıp, üzüldüğümde elimi tutan onlardı..
Zaman geçti işte.. Büyüdü bizim minikler. İlk kelimeler, il adımlar, ilk yaşlar.. derken ilk kardeş olarak minik Ceren'i bile bagırlarına bastılar. Ne heyecan vericiydi O'nun gelişi, nasıl duygulandırmıştı hepimizi.. O bile büyümüş, pıtı pıtı koşan tatlı şeker bi kız çocugu oluvermiş.. Benim minik kızım da onun ablası..

Biraz oturup sohbet ederiz planları ile getirmiştim onları Seka Park'a, ama ne mümkün.. Yemyeşil çimenler ve çok cazibeli park malesef uygulatmadı planımızı.. Biz de hem çocukların peşinden koşup hem de hasret gidermeye çalıştık. Hiç şaşırmadık, herşey beklediğimiz gibiydi, umduğumuz gibi. Beni tek şaşırtan bu kadar hızla geçmesi idi zamanın. Babası "Gitme vakti, yolumuz uzun" dediğinde, iyi ki arabaları biraz geriye bırakmışız, otoparka doğru giderken biraz daha sohbet edebileceğizin derdine düşmüştük.. SalihaBetül'e bile zor gelmişti gidecek olmaları. "Ben de onlarla birlikte gidicem" diye tutturmuştu hatta.. Ama yolcu idiler, yolnda gerektiler.. Elinde pembe çiçeklerle gelen çocuk.. Çok ama çok özleyeceğiz sizi. Gene gelin emi!

22 Temmuz 2011 Cuma

Ana Fikir:Su

Neredeyse 1 hafta olmuş yazmayalı. Yine gezdik, eğlendik.. Dar vakitlerin tadını çıkarmaya çalıştık..  En az her güne bir sulu aktivite koyduk:) Bi gün balkonda ilk kez halı yıkadık. Köpüklere büründük. En güzel kim fırçalayacak yarışı yaptık. Ama hiç birbirimizin bölgesine girmedik:) Günün sonunda yorgunluktan yığılıp kalmıştık, e tabi zor bi işi becermiştik...

Elbette havuz... Artık yüzme işini kotarmakla kalmayıp "annecim bak ben şimdi havuzun altından yüzücem" demeler, suya kendi isteği ile girmeler, yorulduysan kucagımda yüzdüreyim seni dediğimde "yaa bırak, ben kendim yüzücem" diye çıkışmalar filan.. çok acaipti. sanırsın olimpiyatlarda yarışan milli yüzücümüz:) Ama en keyiflisi de Meryem ile ablası Meysa ile kikirdemeler... Havuz günleri çok ayrı tatlı geçiyor gerçekten. 
 Yardım etmeye henüz çok meraklı iken ağaç yaş iken eğilir deyip çocuk çalıştırma istismarına da kulak asmayıp bulaşık yıkamalara merak sardık. Aslında ufak tefek bardak tabak ..vs için uzun zaman önce denemelerimiz olmuştu ama vakitsizlikten, yoğunluktan bir daha hiç teklif etmemiştim, sessizce makineye yerleştirip susmuştum doğrusu. Bugün akşam yemeğinden sonra benim de keyfim yerindeyken teklifime balıklama atladı resmen. Nasıl da hırslı hırslı iki eliyle yıkadı tüm bulaşıkları. Elbette o uykuya daldıktan sonra hepsi tekrar durulandı..  
Önlük oldukça büyük malesef. En kısa zamanda anneanneye bir önlük diktirip üzerine bir keçe işlemesi yapmak gerek. Kafamda nasıl olacağını tasarladım bile ama ah bi de dikiş makinesinden anlasam. Aman neyse anlamıyım ondan, işsiz başıma bir iş daha eklemiyim! Anneanneciğin gelmesine az kaldı nasıl olsa, o bize diker.. herhalde.. galiba.. diker diker :)

12 Temmuz 2011 Salı

Bir Dosttan Öte Ne Olur ki Hayatta..

Plansız gidilen bir sabah çayı, akşam 5 çayına kadar uzayınca, plansız ziyaretimize başka dostlar da eklenince çocukları zaptedemedik.. Ve işte bahçenin ortasında boş boş duran havuzun içine çamaşırlarıyla filan girmelerine engel olamadık.. Zorla çıkardığımızda ise zaman zaman bulutların arkasına gizlenen güneş sebebi ile dudakları morarmaya yakındı.. Neyse ki havuz dışında da yapılacak çok şeyler vardı.. Birbirlerini zaten gerçekten çok seviyorlar -Üçüncü bir kişi geldiğinde onu dışlayıp kıskandıracak kadar:)-, bir de araya hasretlik girince çok tatlı bir gün geçirdi SalihaBetül ve MeryemNur.. 
Tüm gün evin cici köpeği Pascal'a yanaşıp sevme çabasında bulundu.. Bu en başından beri hayvanlara karşı tedbirli yaklaşımına karşı atılmış en büyük adımdı.. Akşama kadar "köpekler ısırmaz annecim, asla ısırmaz" dedi ve korkusunu yenmeye çalıştı. Sonra ekledi de ekledi "ama ancak kuyruguna basarsam havlayabilir" "canını yakarsam ısırabilir" Pascal havladıgında ise "Annecim bak bana hoşgeldin diyooo . Ben de ona hoşgeldin diycem" Bütün bunları muhtemelen gayet geriden durup temkinle yaklaştığı için evin ablaları söylemişler.
Evin verandasından arada mutfaga geçmek haricinde hiç ayrılmadık neredeyse. Bizim için hep çok muhabbetli, bazen duygulu bazen şen kahkahalı, ama hep gelecekle ilgili umutlu; onlar için ise bol oyunlu, bazen küsmeli bazen barışmalı geçti.. Ama dikkat edilen ortak nokta birbirlerini ne kadar çok sevdikleri ve ne kadar merhametli davrandıkları idi. Hayatları boyunca koruyabilseler bunu, dost olacak kadar iyi anlaşmaya devam etseler.. Ne kıymetli bişey kazanmış olurlar.. Umudumuz da yok değil hani ..

7 Temmuz 2011 Perşembe

Oksijen Çarpması

açık hava kahvaltısında 3. gün iken bir de hastane çıkışı arkadaşımın Akmeşe civarındaki doğanın içindeki evine gittik. Şehrin tüm keşmekeşinden uzak, kuş sesleri tarafından ara ara bozulan sessizlik, yasemin çiçeklerinin artık bir süreden sonra insanı sarhoş eden kokuları, yenilen enfees ötesi yemekler ve yemeklerden ziyade sunumları, yenilirken edilen hoş sohbetler... İnsanın konuştugunda seni dinleyen ve hatta anlayan, bir sonraki cümlesini duymak için sabırsızlandığın arkadaşları olması ne iyimiş dedim..
Çocuklar ise harikaydı. Hüsn-i hat öğretmenimizin çocukları ile ziyadesi ile anlaşan ve keyiften dört köşe olan bir SalihaBetül, şahid olunan hayret verici diyaloglar.. Herşey harikulade idi.. Halen depoladığı safi oksijenin verdiği rahat ve huzur ile dolu içim.. Ne güzel bi gündü yaahu :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...